TR Dizin İndeksli Yayınlar / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/7149

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 471
  • Article
    Mardin’in Eryeri Mahallesinde Bulunan Geleneksel Evlerin Yapısal Koruma Sorunları
    (2025) Aktaş, Engin; Turan, Mine; Gündüz, Yasemin Ercan
    Mardin evleri, geleneksel yapım sistemleri ve yerel malzeme kullanımı ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin geleneksel ev tipolojisinin önemli bir parçasıdır. Zaman içerisinde kullanıcıları tarafından değişime uğrayan yapılar, yapısal hasarların onarımı aşamasında ve kullanım alanlarının kontrolsüz genişletilmesi sırasında istenmeyen müdahalelere maruz kalmaktadır. Bu tür müdahaleler yapısal koruma sorunlarına neden olmaktadır. Bu çalışma kapsamında Mardin ili Artuklu ilçesine bağlı Eryeri mahallesinde bulunan ve geleneksel yapım tekniklerini barındıran konutlar yapısal koruma sorunları çerçevesinde incelenmiştir. Alanda seçilen sekiz yığma taş yapının yapım sistemleri, malzeme kullanımları ve mevcut yapısal hasarları, yapıların geçirdiği değişim aşamaları ile belgelemiştir. Mardin ili ve çevresinde bulunan benzer yapım tekniklerini barındıran tarihi yapılar ve köyler de bu kapsamda incelenmiş, karşılaştırma çalışması yapılmıştır. Yapısal elemanların kayıpları ile sonuçlanan yıkımlar, bakımsızlık ve yapılara eklenen betonarme ekler en yaygın yapısal koruma sorunları olarak belirlenmiştir. Koruma planlaması kapsamında betonarme eklerin önlenmesi, fazla yüke sebep olan eklerin kaldırılması hususu önemlidir.
  • Article
    Arkeolojik Alanlarda Dijital Teknolojilerin Ziyaretçi Deneyimi Üzerindeki Önemi: Ayasofya ve Efes Deneyim Müzesi Örnekleri
    (2025) Yuce, Ali; Kaplan, Çağlayan Deniz
    Teknolojik gelişmeler, yaşamın her alanında olduğu gibi turizm faaliyetleri sırasında edinilen deneyimleri de etkilemekte ve dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, turizmin alt türlerine göre farklılaşmaktadır. Kültür turizmi özelinde dijital teknolojiler, ziyaretçilere daha zengin, etkileşimli ve kişiselleştirilmiş deneyimler sunmaktadır. Ancak mevcut literatür, bu deneyimlerin daha çok sanat müzeleri üzerinden incelendiğini göstermekte, arkeolojik müze ve alanlardaki uygulamalara yeterince odaklanılmadığını ortaya koymaktadır. Bu çalışma arkeolojik müze ve alanları ile bu mekanlarda gerçekleştirilen dijital sunumların ziyaretçi algı ve bakış açılarına dayanan verilerin değerlendirilmesini deneyim kavramının dört alanı olan eğitim, estetik, kaçış ve eğlence deneyimi çerçevesinde yapmaktadır. Çalışmada elde edilen en önemli bulgulardan birisi dijital sunumlar ve müze mekânlarının; estetik, eğlence ve eğitim deneyimleri açısından da geliştirilmesinin dijital deneyim için büyük önem taşıdığıdır.
  • Article
    Homojen Toprak Dolgu Barajın Suyun Üstten Aşması ve Borulanma Nedeniyle Yıkılması Üzerine Deneysel Çalışma
    (2024) Tayfur, Gokmen; Bombar, Gokcen; Büyüker, Zehra; Taşkaya, Ebru; Solmaz, Adile Nur; Karakaya, Onurhan
    Toprak dolgu baraj yıkılmalarının çoğu üstten aşma ve borulanmadan kaynaklanmakta ve ciddi can ve mal kayıplarıyla sonuçlanabilmektedir. Bu sebeple, baraj yıkılmasıyla oluşan taşkının ilerleyişinin incelenmesi ve riskli alanların tespiti, mansap bölgesinde oluşabilecek zararların önceden belirlenmesi ve önlenmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, homojen toprak dolgu barajların üstten aşma ve borulanma sebebiyle yıkılması sonucu oluşan taşkının ilerlemesi ve baraj gövdesinden taşınacak sedimentin taşkın dalgası ile mansaptaki hareketi deneysel olarak incelenmiştir. Baraj gövdesi, medyan tane çapı 0,441 mm olan sediment kullanılarak 30 cm yüksekliğinde, 2 m genişliğinde inşa edilmiştir. Baraj gövdesi, standart bir teknikle sıkıştırılmış her biri 10 cm yüksekliğe sahip üç kattan meydana gelmektedir. Deneyler 2 farklı noktadaki kamera ile kayıt altına alınmıştır. Deney sonunda limnimetre ile ölçülen sediment kalınlıkları verileri kullanılarak batimetri grafikleri elde edilmiştir. Borulanma nedeniyle barajın yıkılması, baraj rezervuarındaki suyun baraj gövdesindeki sedimenti mansap bölgesine taşıması ve kret genişliğinin zamanla azalmasından sonra başladığı için suyun üstten aşması durumundakine göre daha uzun sürmüştür. Taşkın dalgası, üstten aşma deneyinde baraj gövdesinin orta kısmını mansap bölgesine taşımıştır. Borulanma deneyinde ise baraj mansap bölgesindeki erozyonun zamanla genişlemesi ile rezervuardaki suyun sağ sahile 60 cm mesafedeki en zayıf kesitten barajı yıkmaya başlaması, baraj gövdesinin sağ sahile daha yakın bölgesinin mansap bölgesine taşınmasıyla sonuçlanmıştır. Deney sonuçları taşkın dalgası ekseninde yayılan sedimentin kalınlığının daha az olduğunu göstermiştir. Borulanma deneyinde sızma-erozyon boyunca baraj gövdesinden taşınan sediment, taşkın dalgasının etkisini ve yayılımını azaltmıştır. Bu azalma, borulanma deneyinde baraj mansabına yayılan sedimentin kalınlığını arttırmış, üstten aşma deneyinde daha uzun ve daha geniş sediment yayılımıyla sonuçlanmıştır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Citation - Scopus: 1
    Çelik Fiber Katkısının Farklı Boyuna Donatı Oranına Sahip Betonarme Döşemelerin Zımbalama Davranışı Üzerinde Etkileri
    (2019) Saatci, Selcuk; Yasayanlar, Suleyman; Yasayanlar, Yonca; Batarlar, Baturay
    Sunulan çalışmada her iki yönde birbirine dik 0,004 (D1 serisi) ve 0,002 (D2 serisi) oranında boyuna donatıiçeren 2150x2150x150 mm boyutlarında iki grup betonarme döşeme, hacimce %0, %0,5, %1 ve %1,5oranında çelik fiber katkısı içeren beton karışımlarıyla dökülmüştür. Üretilen toplam sekiz döşeme ortanoktalarından statik yük altında test edilmişlerdir. Çelik fiber katkısı olmayan numunelerde yüksek boyunadonatı oranına sahip döşeme boyuna donatısında akma gerçekleşmeden gevrek bir şekilde zımbalamagöçmesi oluşurken düşük boyuna donatı oranına sahip döşeme zımbalama gerçekleşmeden önce çok dahasünek bir davranış göstermiştir. Çelik fiber katkısı her iki boyuna donatı oranında da iki kata varan oranlardazımbalama dayanımı artışlarına sebep olmuştur. Ancak D1 serisi döşemelerde çelik fiber katkısı maksimumyer değiştirmeleri önemli ölçüde arttırırken D2 serisinde maksimum yer değiştirmelerde önemli bir farkoluşmamış, bu döşemelerin yer değiştirmesi boyuna donatının akması tarafından kontrol edilmiştir. Çelikfiber katkısı oranının arttırılması D1 serisi döşemelerde dayanımın ve maksimum yer değiştirmelerinartmasına sebep olurken, D2 serisi döşemelerde %1'in üstü çelik fiber katkı oranları davranışta önemli birfark oluşturmamıştır. Yapılan deneyler Kritik Kesme Çatlağı Teorisi kullanılarak analitik olarakmodellenmiş ve bu tip modelleme ile ilgili bazı iyileştirmeler önerilmiştir.
  • Article
    Mimari Tasarım Sürecinde Kapsayıcı Sanal Gerçeklik Kullanımının Araştırılması
    (2025) Keskin, Yeliz; Kurpınar, Gönenç; Çevik, Aslıhan
    Bu çalışma, kapsayıcı sanal gerçeklik (iVR) teknolojisinin mimari tasarım sürecindeki rolünü ve mimari projelerin mimari hizmet alan kişilere yönelik sunumundaki etkisini değerlendirmeyi amaçlayan bir ön çalışmadır. Kapsayıcı sanal gerçeklik teknolojisi (iVR), kullanıcıların üç boyutlu sanal ortamlarda mekânsal algı ve etkileşim kapasitelerini artırarak mimari tasarım ve temsil süreçlerine yenilikler sunmaktadır. Araştırmada, kapsayıcı sanal gerçeklik teknolojisinin (iVR) mimari tasarımcılar ve mimari hizmet alan kişiler (müşteriler) üzerindeki etkisi iki ana yöntemle incelenmiştir. Bu yöntemler, altı adet tasarımcı ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler ve sekiz müşteriyle gerçekleştirilen anket çalışmalarıdır. Bu kapsamda, çalışma hem profesyonel tasarım sürecindeki hem de müşteri sunumlarındaki deneyimleri kapsamlı bir şekilde değerlendirmeyi hedeflemiştir. Araştırmanın temel amacı, iVR’nin mekânsal algı, tasarım süreçlerine etkisi ve müşteri memnuniyeti üzerindeki potansiyelini ortaya koymaktır. Araştırma bulgularının sonucu, iVR’nin özellikle tasarımcılar için tasarım doğrulama sürecinde güçlü bir araç olduğunu göstermektedir. Mimarlar, iVR’yi mesafe ve ölçülerin test edilmesi, malzeme kullanımının değerlendirilmesi ve iç mekân düzenlemelerinin doğrulanması açısından etkili bulmuştur. Çalışmada müşterilerin, iVR’nin sunduğu yüksek “buradalık” hissi sayesinde, projeleri daha iyi anladıkları ve değerlendikleri ortaya konmuştur. Müşteriler, iVR kullanımı sayesinde projenin sunduğu mekânsal deneyimi daha somut bir şekilde hissedebilmiştir. Bununla birlikte, iVR’nin plan şeması gibi daha üst ölçek sayılabilecek tasarım kararlarında sınırlı bir araç olduğı, alan yazını takiben, tekrar ortaya konmuştur. Bu durum, iVR’nin geleneksel temsil araçlarıyla birlikte kullanıldığında (diğer-merkezli bakış açısı sunan plan çizimleri ve kesit çizimleri gibi) daha etkili olabileceğini göstermektedir.
  • Article
    Smyrna’dan İzmir’e Dönüşümü Dil Çeşitliliği Bağlamında Yeniden Okumak
    (2024) Gönülal, Yasemin Özcan; Özcan Gönülal, Yasemin
    İzmir (Smyrna), Doğu Akdeniz’in yaklaşık XVII. yüzyıldan XX. yüzyılın başına kadar çok kültürlü ve çok dilli şehirlerinden biri olmuştur. Bu bağlamda ‘Smyrna’dan İzmir’e dönüşüm’ ifadesi ile metaforik olarak Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bir Akdeniz kenti olan Smyrna’nın bir Türk şehri olarak İzmir’e dönüşmesi kastedilmektedir. Bu çok kültürlü ortamın yarattığı ve şehrin dokusuna sinen muazzam tarihî ve kültürel miras, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde çok az şehirde görebildiğimiz türdendir. 1922’den sonra İzmir’in modern bir Türk şehri olarak inşasında da bu kökler şüphesiz etkili olmuştur. Ancak kültürel mirasın taşıyıcısı olan dillerin birbirleriyle ilişkisine dair literatürdeki bilgiler oldukça sınırlıdır. Diller arasındaki alışveriş ve birbirleri arasındaki ödünçlemelerin tespiti bir kenti ‘anlama’nın yanı sıra; ağız bilimi (diyalektoloji) ve sözlük bilimi (leksikoloji) çalışmalarına da önemli katkılar sağlayacaktır. Bu incelemede öncelikli olarak bu dilsel mirası (language heritage) yaratan tarihsel ve kültürel doku ele alınacak; ardından, İzmir’de geçmişten günümüze konuşulduğu tespit edilen diller arasındaki ilişki değerlendirilecektir. Böylece söz konusu dillerle Türkçe arasındaki ilişkiye tarihsel bir perspektiften dikkat çekmek ve bu dillerden bazılarının İzmir diyalektine katkılarını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Aynı zamanda, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle Balkanlar ve Kafkasya’dan göç yoluyla şehre gelenlerin dilleri de işaret edilerek henüz ortaya konmayan İzmir’in dil atlası için öncül bir çalışma sunmak hedeflenmektedir.
  • Article
    Mimari Tasarım Bürolarının Kurumsal Çevrenin Zorlayıcı Baskısına Karşı Stratejik Tepkileri
    (2025) Çivici, Tülay; Kale, Serdar
    Bu çalışmada mimari tasarım bürolarının faaliyet gösterdiği kurumsal çevrelerinde karşılaştıkları baskılara karşılık verdikleri stratejik tepkiler incelenmiştir. Çalışmada tasarım odaklı pratik alanları olan mimari tasarım bürolarının öncelikli kurumsal çevre unsuru yapı ve imar yönetmeliklerine karşı izledikleri stratejiler araştırılmıştır. Anket yöntemiyle araştırma verileri toplanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre mimari tasarım büroları kurumsal çevrelerinde pasif bir yaklaşım göstermektedir.
  • Research Project
    Su Kaynaklarından Lityum Geri Kazanımı için Fosforil-Fonksiyonlu Selüloz-Esaslı Adsorbanlar: Sentez, Adsorpsiyon ve Kinetik Çalışmaları
    (2022) Özşen, Aslı Yüksel; Arar, Ozgur
    Bu proje kapsamında, selüloz ve fındık kabuğu atıkları fosforilasyon reaksiyonu ile fonksiyonelleştirilerek LiCl çözeltisinden ve jeotermal sulardan Li geri kazanımı üzerine çalışılmıştır. İlk olarak fosforile edilmiş fonksiyonel selüloz sentezlenmiştir. SEM, EDX, FTIR, BET, TGA, XRD ve XPS ile karakterizasyon çalışmalarının ardından adsorbent miktarı, başlangıç derişimi, sıcaklık, pH, temas süresi ve ortak iyon gibi çeşitli parametrelerin adorbentin lityum tutma kapasitesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çeşitli adsorpsiyon modelleri ile denge verilerinin analizi sonucunda, Langmuir modeli ile adsorbentin maksimum adsorpsiyon kapasitesi 25°C'de 9.60 mg/g olarak bulunmuştur. Üç dakika içinde %80?lik lityum adsorpsiyonu, adsorbentin hızlı kinetik yapısını kanıtlamıştır. Farklı molaritelere sahip HCl ve NaCl arasında 0.5 M H2SO4 ile lityumun %99.5 desorpsiyon verimi elde edilmiştir. Tüm bu bulgular fosforile edilmiş fonksiyonel selülozun, lityumun sulu çözeltilerden geri kazanılması için uygun bir adsorbent olduğunu göstermiştir. Daha sonra, fındık kabuğu atığı, lityumun sulu çözeltilerden geri kazanılması için doğal yenilenebilir kaynaklara dayalı yeni bir biyosorbent geliştirmek için fosforile edilmiş ve benzer karakterizasyon çalışmaları sonucunda başarıyla sentezlendiği görülmüştür. Denge sorpsiyon kapasitesi, optimum koşullar altında (12.0 g/L biyosorbent dozu, 100 mg/L'lik başlangıç Li derişimi, 5.8 pH değeri, 25oC ve 6 dakikalık sorpsiyon süresi) 6.03 mg/g olarak bulunmuştur ve Langmuir modeline göre 25oC'de maksimum sorpsiyon kapasitesi 7.71 mg/g olarak belirlenmiştir. Ardından fosforile edilmiş fonksiyonel selüloz ve fındık kabuğu atığı dolgulu kolonda kullanılarak sürekli lityum sorpsiyon çalışmaları yapılmıştır. Fosforile edilmiş fonksiyonel selüloz suyla temas ettiğinde hidrojel oluşturmak üzere anında şişen çok hidrofilik bir madde olduğu için epiklorohidrin ile farklı oranlarda çapraz bağlanmıştır. Akış hızı ve yatak yüksekliği gibi değişken çalışma koşulları altında sudan lityumun geri kazanılması çalışmalarına göre, düşük akış hızıyla lityum geri kazanımı daha verimli olup, dinamik sorpsiyon işleminin yatak yüksekliğinden bağımsız olduğu görülmüştür. Sentezlenen malzemeler dolgulu kolonda daha yüksek sprisyon kapasiteleri sergilemiştir. Son olarak, fosforile edilmiş fonksiyonel selüloz ve fındık kabuğu atığı ile jeotermal sudan lityum geri kazanılması çalışmaları yapılmış, elde edilen bulgular teknolojik gelişmelere bağlı olarak özellikle şarj edilebilir pillerin üretiminde kullanılan lityum için artan küresel talep ile birlikte lityum madenlerinin gelecekteki ihtiyacı karşılayamama endişesinden dolayı jeotermal su gibi doğal su kaynaklarından bu adsorbentler kullanılarak sürdürebilir olarak geri kazanılmasının önünü açıcı nitelikte olmuştur.
  • Research Project
    Manyetik Levitasyon Tekniğiyle Oluşturulan 3 Boyutlu Tümör Sferoid Modellerinde Sapogenol Türevlerinin İlaç Etkinliklerinin Araştırılması
    (2023) Yıldız, Ahu Arslan; Bedir, Erdal
    Son dönemin yaygın hastalığı olan kanser tedavisine yönelik çalışmalarda potansiyel ilaçların etkinliklerinin araştırılması için doku fizyolojisine yüksek benzerlik gösteren 3 boyutlu (3B) hücre kültürü modelleri dikkat çekmektedir. Bu modeller 2B hücre kültürü çalışmalarındaki birçok problemin aşılmasını sağlayarak ilaç geliştirme çalışmalarında tercih edilmektedir. Tamamlanan projede yeni nesil manyetik levitasyon kullanılarak üretilmiş 3B tümör sferoid modelleri üzerinde sapogenol türevi potansiyel kanser ilaçları ve antikanser ilacı Paklitaksel?in (Ptx) ilaç aktivite taramaları yapılmıştır. 3B sferoid modelleri doku iskelesi üzerinde ya da doku iskelesinden bağımsız şekilde üretilebilirler. Manyetik levitasyon yöntemi doku iskelesinden bağımsız olup, iki mıknatıs tarafından yaratılmış manyetik alan içerisinde paramanyetik ajanların etkisiyle manyetize edilmiş hücrelerin yoğunlarına bağlı olarak kendilerine has bir yükseklikte (levitasyon yüksekliği) harici bir kuvvet gerektirmeden asılı kalmalarını sağlamaktadır. Bu yöntemle, levitasyon yükseklikleri aynı seviyede olan hücreler arası etkileşimler artarak 3B sferoid yapıları doku iskelesine ihtiyaç duyulmadan hızlıca elde edilebilmektedir. Proje sürecinde geliştirilmiş olan manyetik levitasyon temelli ilaç tarama platformu 3B tümör sferoid modellerinin üretilmesi için yeni bir yöntemdir. Bu amaçla, tamamlanan projede; çeşitli kanser hücreleri, geliştirilmiş manyetik levitasyon düzeneği içerisinde paramanyetik kontrast ajanları kullanılarak 3B şekilde kültürlenmiş, tümör sferoid modelleri her hücre hattı için ayrı şekilde elde edilmiştir. Kontrol grubu olarak, aynı hücre hatlarıyla asılı damlacık yöntemi kullanılarak 3B sferoid modelleri elde edilmiştir. Oluşturulan sferoid modelleri üzerinde 2B hücre kültüründe ilaç etkinliği belirlenmiş sapogenol türevi ilaç moleküllerinin ve FDA tarafından onaylı antikanser ilacı Ptx?in aktivitesi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlarla birlikte, 2B hücre kültürü kullanılarak yapılan tümör fizyolojisi araştırmaları yerine bu modellerin dezavantajlarını geride bırakan, gerçek tümör fizyolojisini çok daha yakın seviyede taklit edebilen, klinik araştırmalar öncesinde ilaç taramalarında ve farklı moleküllerin etkilerinin araştırılmışında kolay, gerçekçi ve hızlı sonuçlar sağlayabilecek manyetik levitasyon temelli yeni bir ilaç aktivite tarama modeli geliştirilmiştir.
  • Research Project
    B Hücreli Akut Lenfoblastik Lösemi (B-all) Yüzey Proteomunun İncelenerek Yeni Kimerik Antijen Reseptörü (Car) Hedeflerinin Belirlenmesi
    (2023) Ozcan, Servet; Karakukcu, Musa; Ovalı, Ercüment; Acar, Mustafa Burak; Güner, Serıfe Ayaz; Ömerli, Fatih; Gunaydın, Zeynep
    B-Hücreli Akut Lenfoblastik Lösemi (B-ALL) immün sistem hücrelerinden B-lenfositlerin kontrolsüz şekilde çoğalması ile tanımlanan lösemi türüdür. Diğer Akut Lösemi türleri gibi ani şekilde başlar ve tedavi edilmediği takdirde kısa sürede ölümle sonuçlanabilir. B-ALL; kan sayımı, immünfenotipleme, sitogenetik ve moleküler testlerle tanısı koyulabilen bir hastalıktır. B-ALL tedavisinde kemoterapi, radyoterapi, allojenik kemik iliği nakli ve kök hücre nakli gibi stratejiler kullanılmaktadır. Son yıllarda geliştirilen Kimerik Antijen Reseptörlü T hücreler (CAR T-Cell), B-ALL tedavisinde önemli bir araçtır. CAR T-Cell eldesinin temel stratejisi; otolog veya allojenik olarak elde edilen T-Hücrelerine, kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan hedef proteinleri tanıyan bir antijen reseptörü sentezleme yeteneği kazandıran bir genetik modifikasyondur. B-ALL tedavisinde kullanılan CAR, CD19?u hedeflemektedir. CD19 CAR T-Cell tedavisi ilk başlarda oldukça iyi sonuçlar vermekteyken, son zamanlarda tedaviden sonra relaps ortaya çıktığı rapor edilmiştir. Üstelik relaps yapan kanser hücrelerinin, kullanılmakta olan CAR T-Cell hedeflerini RNA interferans ve epitope-maskeleme gibi yollarla gizledikleri ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak CD19 hedefinin B-Hücre tiplerinin birçoğunda var olması da dezavantaj olarak görülmektedir. CAR T-Cell tedavisinden B Hücre aplazisi de gelişebilmektedir. Gelinen bu noktada CAR T-Cell Tedavisi için yeni ve ek hedeflerin belirlenmesi ve birlikte kullanılması önem arz etmektedir. Bu proje çalışmasında hastalardan elde edilen B-ALL blastlarının yüzey proteinleri LC-MS/MS ile tanımlanmıştır. Ayrıca hasta serumlarında bulunan IgG?ler aracılığı ile hasta immün sistemi tarafından tanınan B-ALL spesifik yüzey proteinleri yakalanarak tanımlandı. B-ALL spesifik proteinlerin biyoinformatik araçlar kullanılarak subcellular lokalizasyonu, doku ve immün hücre özgünlüğü değerlendirilmiştir. Proje çalışmasında yüzey biyotinleme yöntemi ile hasta blastlarından 256 özgün protein tanımlanmıştır. Bu proteinlerin subselüler lokalizasyonu, doku ve immün hücre spesifiteleri değerlendirildiğinde yedi protein öne çıkmıştır. Bu proteinler CD40, CD70, CD99, HLA-DRA, HLA-DQB, HLA-DQA ve ICAM1?dir. Immünopresipitasyon çalışmalarında ise CD274 ve SLC3A2 (CD98) proteinleri öne çıkmıştır. Adaylar arasında CD70?in diğer proteinlere nispeten CAR hedefi olma konusunda daha uygun parametrik değerlere sahip olduğu kaydedilmiştir. Proje çalışmaları çerçevesinde yüzey biyotinilasyonu için yeni bir yöntem (InColumn Biotinylation) literatüre kazandırılmıştır. Ayrıca Crosslink-IP metodu proje çalışmaları kapsamında geliştirilmeye başlamıştır. Proje çalışmaları kapsamında elde edilen sonuçlar yüzeyi proteini hedefleri yakalamada yol gösterici olmuştur. Ancak bireylerin immün yanıtlarının gösterdiği varyasyon hedef ve belirteç tanımlama çalışmalarında proteomformların dikkate alınması gerekliliğini ortaya koymuştur.