TR Dizin İndeksli Yayınlar / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/7149

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 24
  • Article
    Citation - WoS: 5
    Piranesi Between Classical and Sublime
    (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2007) Ek, Fatma İpek; Şengel, Deniz
    On sekizinci yüzyılda, estetik biliminin olduğu kadar mimarlık tarihinin de doğuşu bağlamında ivme kazanan tartışmalar, mimarlık disiplinini doğal olarak etkilemişti. Estetik tartışmaların temeli mimarilerin tarihsel köken tartışmalarına bağlanıyor ve ‘güzel’ ile ‘yüce’ olmak üzere iki etki üzerine odaklanıyordu: ‘Güzel’i temsil ettiği düşünülen Yunan tarzı, ‘yüce’yle özdeşleştirilen Roma ve Mısır tarzlarının karşısına yerleştirilmekteydi. Giovanni Battista Piranesi (1720-1778) gibi mimar ve düşünürlerin görsel ve yazınsal çalışmalarında söz konusu estetik ve tarihsel savlar takip edilebiliyordu. Piranesi, Roma mimarlık ve uygarlığının kökenini ‘güzel’ Yunan’a dayandıran Winckelmann gibi çağdaşlarının aksine, Roma mimarî estetiğinin ‘yüce’ unsurlar barındırdığını, dolayısıyla Mısır medeniyetinden türediğini savunuyordu. Tüm çizimlerinde antik Roma’nın ‘yüce’ mimarisini resmeden Piranesi, böylece estetik tartışmaların ‘yüce’ cephesinde yerini alıyordu.On sekizinci yüzyılın iki önemli filozofu Immanuel Kant (1724-1804) ile Edmund Burke (1729-1797) estetiğin bileşenleri ‘güzel’ ve ‘yüce’ üzerine çalışmalarıyla tartışmaları hızlandırmıştı. Bu iki kavram on sekizinci yüzyıl felsefe ve tasarım kuramlarını aynı ölçüde etkilemekle birlikte, makale temel olarak Kant ile Burke’ün ‘yüce’ tanımları üzerinden Piranesi’nin görsel ve metinsel çalışmalarının karşılaştırmalı okumasını yapmaktadır. Kant ve Burke’ün ‘yüce’ açıklamalarında küçük ayrılıklar görülmekle birlikte ikisi de temelde aynı şeyi söylemişlerdir. Özellikle Kant’ın Güzellik ve Yücelik Duygusu Üzerine Gözlemler (1764) ve Burke’ün Yücelik ve Güzellik Fikirlerimizin Kaynağı Hakkında Felsefî bir Araştırma (1757) başlıklı çalışmalarındaki ifadeler Piranesi’nin çizimlerinde takip edilebilmektedir. Piranesi, Kant’ın ve Burke’ün anlattığı ‘yüce’yi mimarî çizim diliyle aktarmıştı. Piranesi, on sekizinci yüzyıla egemen olan ‘yüce’ etkiyi Venedikli bir mimarın gözüyle yeniden yorumluyordu.
  • Article
    Citation - Scopus: 2
    Mısır, Etrüsk, Roma: Piranesi ve Bir On Sekizinci Yüzyıl Tartışması
    (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2008) Ek, Fatma İpek; Şengel, Deniz
    One crucial debate that resonated in eighteenth-century Europe concerned the origins of European architecture whose effects continue to inform present-day notions of the same. Numerous important eighteenth-century works were produced in the context of emergence of the discipline of architectural history. In this architectural, historical, and archaeological framework, Venetian architect and scholar Giovanni Battista Piranesi (1720- 1778) played an important role by his visual and literary works as well as original approach to history. Piranesi developed a history of architecture that was not based on the East/West division and the separation of continents. In opposition to writers like Winckelmann who rooted the origin of Roman architecture in the Greek, he claimed that Roman architecture derived from the Etruscan which found its roots in Egypt. Discussion of roots depended on the eighteenth century on aesthetical theory interpreting Grecian architecture as ‘beautiful’ and Roman -thus Egyptian- as ‘sublime’. It was in this lively intellectual environment that Piranesi searched the origins of Roman -and thus the whole Europeanarchitecture. His works were, however, misinterpreted as being Orientalist by contemporary scholars following Said.
  • Article
    Citation - Scopus: 2
    Kırılan Temsiliyet : Libeskind'de Bellek,tarih ve Mimarlık
    (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2009) Maden, Feray; Şengel, Deniz
    Mimarisini ‘yokluk,’ ‘yitirilmişlik’ ve ‘bellek’ kavramları üzerinden çizgiler, çarpıtılmış açılar, kesişen geometriler ve boşluklar etrafında kurgulayan Daniel Libeskind, çok disiplinli mimarisi ve radikal yaklaşımları ile kuşkusuz mimarlık kuram ve pratiğini etkileyen ustaların başında gelmektedir (1). Bellek ve tarihin ‘izleri’ üzerinde şekillenen projeleri ve çoğunlukla da müze yapıları ile karşımıza çıkan Libeskind, Rönesanstan bu yana süregelen mimarlıkta temsiliyet sorunsalı, mimarî temsil ve temsilin mimarlığı gibi tartışmalara, sergilediği aykırı mimari ile yeni bir yön kazandırmaktadır. Makalenin hedefi, Libeskind’in proje ve çizimleri üzerinden, mimarın tarihi yorumlaması çerçevesinde temsiliyet sorununu irdelemektir. Bu irdeleme, mimarlık ile tarih arasında kurulan ilişki bakımından birbirinden farklılaşan modern ve postmodern dönemler arasında kendisine yeni bir konum bulan Libeskind’in tarih anlayışını bir kez daha gözden geçirerek yorumlamayı amaçlamaktadır. Yazı ayrıca Libeskind mimarisinin, mimarlığın geleneksel temsillerinden farklılaşarak disiplinler arası bir yaklaşımla diğer alanlarla kurduğu ilişkiyi sorgulamayı da hedeflemektedir.
  • Article
    Citation - WoS: 3
    Citation - Scopus: 2
    Sociospatial Segregation and Consumption Profile of Ankara in the Context of Globalization
    (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2009) Akpınar, Figen
    The ‘’Global City Hypothesis’’ argues that the economic restructuring of the new global economy produces highly uneven and polarized employment structure in urban society (1). Today, large global cities are marked by unusually high levels of income inequality. The significant increase in foreign investment and the arrival of the multi-national corporations along with the major accounting, advertising, and marketing firms and the fashion, design and entertainment industry caused changes both in spatial and demographic configuration and the internal structure of large metropolitan cities. The consequence of the economic restructuring is ‘class polarization’ characterized by a number of high income professionals and managerial jobs, and a vast population of low income causal, informal and temporary forms at the bottom. The effects of liberalization policies resulted in unprecedented fragmentation and polarization within the ‘middle class’ with the worsening public sector functionaries as some employees of the multinational firms had become wealthier (Kandiyoti, 2002, 5). This new wealth has engendered new social groups characterized as ‘young professionals’ or ‘new job elite’ with an increasingly educated cohorts of leading business with affluent lifestyles and consumption patterns similar to their global counterparts. Though such changes and processes occur to some extent in most developed world cities, the approach by the global city theorists seems to be accepted as the valid and elucidative pattern in general, and imposes a kind of generalization that in reality there are more counter evidences even in leading world cities and other metropolitan areas of the world which reveal different pattern (Maloutas, 2007, 734).
  • Article
    Citation - WoS: 19
    Citation - Scopus: 18
    Biyomalzeme Yüzeylerinden İzole Edilen Metisiline Dirençli Staphylococcus Aureus Suşlarında Virülans Genlerinin Araştırılması
    (Ankara Microbiology Society, 2008) Sudağıdan, Mert; Çavuşoğlu, Cengiz; Bacakoğlu, Feza
    Stafilokoklar, biyomalzeme kaynaklı nozokomiyal enfeksiyonların en önemli etkenlerindendir. Bu çalışmada, Göğüs Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'nde yatan 48 hastada kullanılan polimerik biyomalzeme yüzeylerinden izole edilen metisiline dirençli 11 Staphylococcus aureus suşunda virülans genlerinin varlığının saptanması ve bunların bazılarının fenotipik ifadelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile özgül primerler kullanılarak, bağlanma ve biyofilm oluşumundan sorumlu genler (icaA, icaC, bap), metisilin direnç geni (mecA), enterotoksin A-E üretiminden sorumlu genler (sea, seb, sec, sed, see), toksik şok sendromu toksini geni [tst), eksfoliatif toksin A ve B genleri (eta ve etb), alfa ve beta-hemolizin genleri (hla ve hlb), stafilokokal ekzotoksin benzeri protein-1 geni (sef1), proteaz genleri (sspA, sspB, aur, serine proteaz geni), lipaz geni (geh) ve regülatör genler (sarA ve agrCA) araştırılmıştır. Ayrıca suşların fenotipik olarak biyofilm oluşturma, antibiyotik duyarlılık, proteaz ve lipaz üretimi gibi özellikleri de değerlendirilmiştir. Biyofilm testlerinde, biyofilm yapan ve "slime" üreten suşlara rastlanmamış, ancak tüm suşların biyofilm yapımında rol oynayan icaA genine sahip olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte biyofilm yapımında rol oynayan icaC ve bap genleri tespit edilememiştir. Tüm suşlarda mecA geninin varlığı saptanmış ve suşların hepsinin oksasilin, penisilin G ve gentamisine; 10'unun eritromisine ve dokuzunun da ofloksasine dirençli olduğu bulunmuştur. İzolatların tümü vankomisin, teikoplanin ve ko-trimoksazole duyarlı olarak saptanmıştır. Ekzotoksin ve regülatör genlerinin taranması sonucunda, suşların sea, seti, hla, hlb ve sarA genlerini taşıdığı belirlenmiştir. PCR ile tüm suşların, çalışılan bütün proteaz genlerine (sspA, sspB, aur ve serin proteaz geni) sahip olduğu görülmüş, ancak sütlü (skim milk ve milk agar) ve kazein ağarlarda yapılan proteaz üretimi testlerinde negatif sonuç alınmıştır. Lipaz üretiminin belirlenmesi için Tween 20, Tween 80 ve tributyrin içeren besiyerleri kullanılmış ve tüm suşlarda geç dönemde (inkübasyonun üçüncü günü) pozitif sonuç alınmasına karşın, izolatların hiçbirisinde lipaz üretiminden sorumlu geh geni bulunmamıştır. Sonuç olarak, biyomalzeme yüzeylerinden izole edilen S.aureus suşlarında, araştırılan virülans genlerinden bazılarının varlığı saptanmış, ancak bunların tam olarak fenotipe yansımadığı izlenmiştir. İzolat sayısının azlığına ve tüm genlerin ekspresyonlarının fenotipik olarak çalışılamamış olmasına rağmen, bu genlerin varlığının yoğun bakım hastalan için potansiyel bir risk teşkil edebileceği düşünülmüştür.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    The Development of Western-Type Large-Scale Consumption Areas in Turkey and Legal and Structural Regulation Efforts in Urban Retail Environments
    (Yıldız Teknik Üniversitesi, 2009) Kompil, Mert; Celik, Murat
    The retail sector has been experiencing a rapid and continuous change worldwide. There have also been profound changes in Turkey, especially after the 1980s. Both the retail sector and the urban retail environments have been altered radically. One of the most significant indicators of this change is the proliferation of western-type large-scale retail developments. Past experiences in developed countries have shown that the uncontrolled development of large-scale retail areas results in some undesired socioeconomic and physical outcomes, such as decline in the cultural and commercial activities of city centers, damage in existing retail workforce structure, and change in local retail hierarchy, nearby land uses, traffic loads and original architectural identity. Many countries have put into practice restrictive and regulatory policies to prevent these negative effects. As similar transformations have also been realized in Turkish retail environments, many institutions think that similar legal regulations must be implemented in Turkey as well. The present study investigates the ongoing retail change within the Turkish context, explores the legal and structural regulatory policies of the Organization for Economic Co-operation and Development (OECD) countries, and critically discusses the appropriate retail regulation policies for Turkey.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Citation - Scopus: 1
    Çelik Köprü I-kirişlerine Yanal Destek Sağlayan Trapez Sac Kalıpların Mukavemeti
    (Turkish Chamber of Civil Engineers, 2009) Eğilmez, Oğuz Özgür; Alkan, Deniz
    Trapez Sac Kalıplar (TSK) hem çelik bina hem de çelik köprü sektörlerinde beton döşemenin kalıp sistemi olarak sıklıkla kullanılmaktadırlar. TSK’ler her ne kadar bina inşaatlarında çelik I-kirişlere yanal destek sağlayıcı elemanlar olarak işlev görseler de, çelik köprü sektöründe trapez sac kalıplardan destek elemanları olarak yararlanılmasına izin verilmez. Ancak, önceki çalışmalar birleşim detayının geliştirilmesi durumunda TSK sisteminin kirişin yanal kararlılığına belirgin şekilde destek sağlayabildiğini göstermiştir. Bu makale halen devam etmekte olan ve TSK’lerin mukavemetinin incelendiği analitik bir çalışmanın ara sonuçlarını içermektedir. Geçmişte, TSK sistemleriyle desteklenen köprü kirişlerin genel burkulma davranışını irdeleyen basit sonlu elemanlar modelleri (SEM) kullanılmıştır. Bu çalışmada TSK’leri hem birbirlerine hem de kirişlere bağlayan vidalardaki kararlılık destek kuvvetlerini belilemek için kullanılan geliştirilmiş bir sonlu elemanlar modelinin sonuçlarına yer verilmiştir. Bu çözümleme sonuçları TSK’lerin içermesi gereken mukavemet ihtiyacını belirleyecek olan bir tasarım yönteminin geliştirilmesinde kullanılacaktır.
  • Article
    Efficient Design of Nursing Unit Floors
    (Yıldız Teknik Üniversitesi, 2009) Kazanasmaz, Z. Tugce; Duzgunes, Arda
    Hospital designs aim to obtain the lowest possible construction, maintenance and operational costs together with patient satisfaction, comfort and privacy. To satisfy these needs, the efficient design of nursing unit areas becomes considerably important. This study was thus conducted to analyze planimetric design efficiency of nursing unit floors by defining certain floor areas and floor area ratios. To test existing nursing unit floors, quantitative assessments were noted in regard to their planimetric efficiency: the utility value of the built floor area, both in terms of its allocation to patient space (served), support (serving) and circulation space and the relative proportions of these. Results were presented in a comparative table. Of the 15 hospital floor plans analyzed, five satisfied minimum space requirements for patient areas, while another five were in the optimum range for circulation areas. Two were defined as the least efficient, having the lowest patient-to-circulation area ratio.
  • Article
    Citation - WoS: 4
    Citation - Scopus: 6
    'modern Konut' Olarak Xıx. Yüzyıl İzmir Konutu: Biçimsel ve Kavramsal Ortaklıklar
    (Middle East Technical University, 2009) Çıkış, Şeniz
    Dünyanın değişik coğrafyalarında, Batı’yla eş zamanlı ve Batı’daki gibi tarihin farklı anlarına yayılmış, birbirinden farklı modernleşme biçimlerinin var olabileceğini bugün artık hepimiz biliyoruz (1). Biçimsel kategorilerle algılamayı çoktan bırakmış olmamıza karşın modern mimarlığın yapılı çevreye uyarlamaları konusunda çok büyük ilerlemeler sağladığımız söylenemez (Baydar, 2000). Özellikle yapılı çevrenin büyük bir bölümünü oluşturan ve modern mimarlık tartışmalarının odağında yer alan konut konusunda tarihsel ilerlemeci bir çerçevenin dışına çok az çalışmanın çıkabildiğini görüyoruz. Örneğin “alternatif” ya da “öteki” konut repertuarımız daha çok kadın çalışmaları, evsellik, kısmen de yöresellik alanlarıyla sınırlı kalmakta (2). Oysa elimizde, geniş bir coğrafyaya ve en az iki yüzyıllık bir geçmişe yayılmış, etnik köken, toplumsal sınıf ya da cinsiyet gruplarına ait ve yorumlanmayı bekleyen geniş bir yapı stoku mevcut. Bu stoku oluşturan yapı örüntülerinden biri de XIX. yüzyılda İzmir’de biçimlenen yeni bir konut türü. Makalede, modern konutun temel niteliklerini taşıyan, ancak biçimsel olarak geleneksel konut türlerini çağrıştıran bir tür “öteki konut” olarak XIX. yüzyıl İzmir konutu ele alınmaktadır. Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde, İzmir’de karşımıza çıkan ve hızla tüm kente yayılan bu yeni konut örüntüsünün ilk örnekleri şehrin yeni semtlerinden Punta’da inşa edilmişti. Tıpkı Londra’daki sıra evler ya da Paris’teki apartman blokları gibi, kentin etnik, sınıfsal ve coğrafi her türlü katmanında hâkimiyet kuran bu konut türünün Anadolu ve belki de İmparatorluk sınırları içinde karşımıza çıkan ilk modern konut örnekleri arasında sayılması gerektiği düşüncesi, bu yazının ana tartışma eksenini oluşturmaktadır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Citation - Scopus: 3
    Köprülerde Deneysel Modal Analiz Uygulamaları
    (TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, 2009) Dönmez, Cemalettin; Karakan, Eyyüb
    Deneysel modal analiz son 30 yıldır çeşitli araştırmacılar tarafından yapısal sistemlerin durum tespiti/izlemesi ve hasar tanılaması amacıyla kullanılmaktadır. Ölçüm ve analizlerin tekniğine uygun olarak tasarlanıp uygulanması durumunda bu teknik ile yapısal bir sistemin dinamik özellikleri (frekanslar, sönüm oranları ve modal şekilleri) kestirilebilmektedir. Sistemde oluşacak herhangi bir hasarın sistemin sıkılığını ve aynı zamanda dinamik özelliklerini değiştireceği gerçeğinden yola çıkılırsa, hasar öncesi ve sonrası dinamik özelliklerin izlenmesi sayesinde yapıda oluşan hasarlar tahribatsız bir biçimde tespit edilebilir. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE), İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde bir TÜBİTAK projesi kapsamında deneysel modal analiz tekniğinin kullanılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Bu bildiri kapsamında deneysel modal analiz tekniklerinin köprülerin durum tespiti ve hasar tanılamasında ne şekilde uygulanabileceği konusunda kısa bir özet verilecek ve İYTE’de bugüne kadar öğrendiğimiz teknikleri uygulamada gösterebilmek amacı ile laboratuvarda imal, basitleştirilmiş bir köprü maketi üzerinde modal analiz teknikleri kullanılacak ve sonuçlar sergilenecektir. Ayrıca maket köprünün sonlu elemanlar modeli kurularak analiz ve deney sonuçları karşılaştırılacak ve sonuçlar irdelenecektir.