Chemical Engineering / Kimya Mühendisliği
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/14
Browse
Search Results
Conference Object Hydrogen Production From Sugar Beet Wastewater in the Presence of Perovskite Type Catalysts by Photocatalysis(Amer Chemical Soc, 2019) Ozsen, Asli Yuksel; Orak, CerenArticle Pomza ve Nsdd-pomza ile Sabit Yataklı Kolon Reaktörde Metilen Mavisi Giderimi: Deneysel ve Modelleme Çalışması(2019) Balcı, Esin; Ökten, Hatice Eser; Genişoğlu, Mesut; Recepoğlu, Yaşar Kemal; Gören, Ayşegül YağmurNano sıfır değerlikli demir (nSDD) yüksek renk konsantrasyonlarına sahip tekstil atıksularının arıtımında ekonomik ve çevre dostu bir adsorban olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak nSDD partikülleri sulu çözeltilerde elektrostatik etkileşimler sebebiyle kolayca topaklaşmakta ve bu da arıtma veriminin düşmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla düşük maliyetli, doğal poröz yapıda ve ortalama 2m2/gr spesifik yüzey alanına sahip pomza, nSDD topaklaşmasını önleyici bir malzeme olarak kullanılabilir. Bu çalışmada sadece pomza ve pomzanSDD (ağırlıkça 9:1) karışımının kullanıldığı kolon reaktörde 25, 50, 75 ve 100 mg/L metilen mavisi konsantrasyonları için arıtma verimleri incelenmiştir. Pomzanın ve pomza-nSDD karışımının 100 mg/L metilen mavisi deneyindeki toplam kapasiteleri sırasıyla 2,8 ve 4,2 mg/g-adsorban olarak bulunmuştur. Özellikle düşük konsantrasyonlarda, pomza-nSDD karışımının arıtma performansını önemli ölçüde arttırdığı görülmüştür. Thomas modeli deneysel verilere uygulanmış ve modelin öngörü gücünün düşük konsantrasyonda yüksekken, yüksek konsantrasyonlarda ortalama olduğu kanısına varılmıştır.Book Part A Study on Absorption and Reflection of Infrared Light by the Uncoated and Al Coated Surfaces of Polymer Films Techniques(Apple Academic Press, 2014) Arkış, Esen; Balköse, DevrimPolymer films coated with a thin layer of aluminum or aluminum oxide are extensively used in food packing as heat shields. The infrared rays were not transmitted through the films and were reflected protecting the contents from the harmful effects of infrared light. The quantitative measurement of the film thickness and infrared light reflection and absorption capacities of aluminum coated films used as packing materials were possible using infrared spectroscopy. © 2015 by Apple Academic Press, Inc.Book Part Calcium Soap Lubricants(CRC Press, 2015) İzer, Alaz; Kahyaoğlu, Tuğçe Nefise; Balköse, DevrimThe reparation and characterization of calcium stearate (CaSt2) and a lubricant by using calcium stearate were aimed at in this study. Calcium stearate powder was prepared from sodium stearate and calcium chloride by precipitation from aqueous solutions. CaSt2 and the Light Neutral Base oil were mixed together to obtain lubricating oil. It was found that CaSt2 had a melting temperature of 142.8 °C and in base oil it had a lower melting point, above 128 °C. It was dispersed as lamellar micelles as the optical micrographs had shown. From rate of settling the size of dispersed particles were found to be 1.88 µm and 0.11 µm for lubricants having 1% and 2% CaSt2, respectively. The friction coefficient and wear scar diameter of base oil 0.099 and 1402 nm were reduced to 0.0730 and 627.61 nm respectively for the lubricant having 1% CaSt2. Lower wear scar diameter (540 nm) was obtained for lubricant with 2% CaSt2. CaSt2 improved the lubricating property of the base oil but did not improve its oxidative and thermal stability. © 2015 by Apple Academic Press, Inc.Research Project Biyolojik-kimyasal reaksiyonların benzetimi için Monte Carlo teknikleri(TÜBİTAK - Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, 2012) Altınkaya, Mustafa Aziz; İnal, Fikret; Baran, YusufKimyasal reaksiyonların stokastik modellemesi, reaksiyondaki molekül sayılarının az olduğu durumda, her bir molekülün ne zaman reaksiyona gireceğinin tam olarak belirlenememesi nedeniyle yalnızca makroskopik ölçekte doğru olan gerekirci yönteme göre daha başarılıdır. Gillespie’nin geliştirdiği stokastik benzetim algoritması (SBA) Monte Carlo teknikleriyle sistemdeki bir sonraki reaksiyonun hangi reaksiyon olacağını ve ne zaman gerçekleşeceğini belirlemektedir. Ancak SBA’nın molekül sayıları arttıkça işlem yoğunluğu çok artmaktadır. Bu durumda, sistemdeki her reaksiyonu her molekülün mevcut konsantrasyonunu koruması koşulunu bozmayacak miktarda çok kez ateşleyerek, reaksiyon sistemindeki her molekülün miktarını tau peryodu ile güncelleyen tau-atlama algoritması işlem yoğunluğunu önemli ölçüde azaltmaktadır. Her bir reaksiyon kanalının tau aralığında ateşlenme adedini belirleyen Poisson değişken, reaksiyona girme eğilimi ile tau'nun çarpımı çok büyüdüğünde Gauss gibi davranmaya başlar. Bu durumda reaksiyondaki konsantrasyonları belirleyen stokastik türev denklemi Kimyasal Langevin Denklemi’ne (KLD) karşılık gelir. KLD’deki Gauss sürecin yerine Levy (alfa) - kararlı daha dürtün bir sürecin konması, KLD’nin tanımladığı Brown hareketini Levy uçuşuna dönüştürür. Kimyasal Langevin-Levy Denklemi (KLLD) olarak tanımlanan bu denklem az sayıdaki molekülün bulunduğu biyokimyasal reaksiyonları daha iyi modelleyebilir. Maltozdan glukoz elde edilen bir Michaelis-Menten sistemi ve daha çok reaksiyon içeren laktuloz hidrolizi sırasındaki enzimatik transgalaktosilasyon reaksiyonlarında KLLD’nin SBA ve KLD’ye kıyasla daha fazla gerekirci eğriden sapmaya neden olduğu ancak aynı ortalama davranışın takip edildiği görülmektedir. Bu çalışma biyokimyasal reaksiyon benzetininde KLLD’ye dayalı tau-atlamanın kullanılabileceğini göstermiştir.Research Project 'Nano' kalsit (Caco3) üretimi(TÜBİTAK - Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, 2013) Özdemir, Ekrem; Kılıç Özdemir, SevgiBu çalışmada, nano boyutta, homojen boyut dağılımında, ve farklı morfolojilerde CaCO3 üretmek, ve büyük ölçekte ve istenen özelliklerde CaCO3 üretebilmek için prosesler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Kimyasal yöntem ile Ca++ ve CO3= iyonlarını farklı hızlarda karıştırarak oluşan çok küçük nano taneciklerin topaklaşarak kümeleştikleri görülmüştür. Zeta potansiyel deeri yaklaşık -10 mV olan ticari CaCO3, kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2) çözeltisi içerisinde dağıtıldığında zeta potansiyel deeri +30 mV’un üzerine çıktığı görülmüş ve CaCO3’ın Ca(OH)2 içerisinde stabil olduu anlaşılmıştır. Karbonizasyon yöntemi ile kristalizasyon için gerekli olan karbon dioksit (CO2)’in çok yavaş ve kontrollü olarak Ca(OH)2 çözeltisi içerisine verilmesi ile nano CaCO3 tanecikleri üretilebilecei düşünülmüş ve buna yönelik yöntemler ve deney düzenekleri tasarlanmıştır. CO2’in dar bir yüzey alan üzerinden bir mini reaktör vasıtasıyla Ca(OH)2 çözeltisine verilmesiyle nano CaCO3 taneciklerinin oluştuğu; ancak bu taneciklerin daha çok topaklaşma eilimi içinde oldukları görülmüştür. CO2’in ortama kontrollü verilebilmesi için kısa penatrasyon yöntemi geliştirilmiş ve nano boyutlarda, homojen boyut dağılımında, ve farklı morfololojilerde kalsit (CaCO3) taneciklerinin sentezi başarılmıştır. Kısa penetrasyon yöntemi büyük ölçeklerde farklı parametreler ile denenmiş ve çok daha homojen boyut dağılımında, delikli yapıda, ve farklı morfolojilerde nano CaCO3 üretilebilmiştir. CaCO3’in Ca(OH)2 içerisinde stabilizasyonundan faydalanarak, karıştmalı bir tank reaktör içerisinde, kristalizasyon bölgesi ile stabilizasyon bölgesini birbirinden ayırmak suretiyle, kısa penetrasyon yönteminde elde edilen taneciklere benzer nano CaCO3 tanecikleri elde edilmiştir.Research Project Kontrollü salım özelliklerine sahip antimikrobiyel, nanokompozit gıda ambalaj filmlerinin geliştirilmesi(TÜBİTAK - Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, 2013) Alsoy Altınkaya, Sacide; Pekşen Özer, Bahar Başak; Oymacı, Pelin; Uz, Metin; Büyüköz, MeldaAntimikrobiyal gıda ambalaj malzemelerinde aktif maddenin kontrollü salımı kritiktir. Bu çalışmada kontrollü salım antimikrobiyal ajanı nanotanecik içine yükleyerek sağlanmıştır. Doğal bir antimikrobiyal ajan olan lisozim serbest halde ya da poliakrilik asit (PAA) ile tanecik oluşturarak peynir altı suyu izolatı (WPI) filmlerine ilave edilmiştir. Serbest lisozim içeren filmlerden salımın çok hızlı olduğu, 45 dakika gibi kısa bir sürede lisozimin tamamının ortama geçtiği, PAA içine yüklenmesi durumunda ise salım hızının oldukça yavaşladığı gözlenmiştir. PAA’nın molekül ağırlığı ile PAA/LIS oranının lisozimin salım hızı üzerinde oldukça etkili olduğu belirlenmiştir. Her iki parametrenin artması ile daha büyük boyutta tanecikler elde edilmiş ve bu tanecikleri içeren filmlerden lisozimin salım hızı düşmüştür. Film hazırlama esnasında lisozimin aktivitesinde kayıp yaşanmış, ancak salınan aktivite zamanla değişim göstermemiştir. Lisozim hem serbest, hem de PAA/LIS kompleksi içinde filme ilave edildiğinde ortama kontrollü bir şekilde salınarak antimikrobiyal etkisini daha uzun süre koruyabilmiştir. Çalışmada PAA/LIS komplekslerinin yanısıra kitosan nanotanecikler de hazırlanmış, bu taneciklerin WPI filmlerinin mekanik ve bariyer özellikleri üzerine olan etkileri incelenmiştir. %2 oranına kadar kitosan nanotanecik içeren filmlerin mekanik ve bariyer özelliklerinde önemli bir değişiklik olmazken, % 4 nanotanecik ilavesiyle çekme mukavemetinde ani bir artış, % uzama değerinde ve su buharı geçirgenliğinde de azalma gözlenmiştir. Ayrıca, kitosan nanotanecikler WPI filmlere antibakteriyel özellik de kazandırmıştır. Filme ilave edilen nanotanecik miktarının % 6’ya artırılması sonucunda homojen dağılımın sağlanamamasından dolayı mekanik ve bariyer özelliklerindeki iyileşme azalmaya başlamıştır. Bu çalışmada elde edilen sonuçlara dayanarak kitosan nanotaneciklerin WPI filminin mekanik ve bariyer özelliklerinin iyileştirilmesinde, PAA/LIS komplekslerinin de kontrollü salım yapabilen, antimikrobiyal özelliğe sahip WPI filmlerinin hazırlanmasında kullanılabileceği düşünülmektedir.Research Project Nanolifli yapıda, sinir büyüme faktörü yüklü mikro küreleri içeren jalatin bazlı doku iskelelerinin hazırlanması ve karakterizasyonu(TÜBİTAK - Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, 2014) Altınkaya, Sacide; Erdal, Esra; Büyüköz, MeldaIn living organisms most of the tissues have the capability of regeneration; on the other hand, this situation is different in mammalian adult neural cells since they loose their ability of proliferation. Compared to peripheral nervous system, central nervous system has restricted regeneration capability which results in trauma, stroke and neuropathology etc. The first studies for the regeneration of nervous system concentrated on the use of autographs, tissue transplanted from one part of the body to another in the same individual, but it has limitations including short-age. Another type of investigation was allograft, which is transplantation of cells isolated from cadavers to the patient, but this approach is also not suitable because of host immune rejection. A new hope to cure neurodegenerative diseases appeared with biomaterials and tissue engineering studies. In this study, it is aimed to develop a novel, nanofibrous scaffolds with the capability of controlled releasing neural growth factor loaded in microspheres. Nanofibrous and oriented scaffolds were prepared from gelatin by a combination of thermally induced phase separation (TIPS), porogen-leaching and molding techniques while alginate microspheres were produced in oil in water emulsion through cross linking of alginate with calcium ions. The bioactivity of the growth factor released from microspheres was determined using PC12 cell line, derived from rat adrenal medulla and differentiate when treated with nerve growth factor. The scaffolds including connected pores with a high porosity, nanofibrous structure which mimic the extracellular matrix and properties similar to natural brain tissure were produced. Compared to solid walled scaffolds, nanofibrous scaffolds allow attachment of cells without any change in their morphologies. Model protein Į-chemotripsin and bovin serum albumin used for protecting the activity of nerve growth factor were loaded in alginate microspheres with an encapsulation efficiency of 100 %. It was found that NGF loaded into microspheres can maintain its activity and it can even differentiate PC-12 cells in a shorter time compared to NGF directly added into cell culture medium.Research Project Nadir toprak ve geçiş elementleri katkılı titan kompozitlerinin nanotasarımı ve yapay fotosenteze yönelik kullanımlarının araştırılması(TÜBİTAK - Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, 2014) Çiftçioğlu, Muhsin; Duvarcı, Özlem; Özçelik, Serdar; Yurtsever, Hüsnü ArdaGünümüzde ağırlıklı olarak sürdürülebilir olmayan fosil yakıtlara (petrol, doğal gaz ve kömür) dayanan ve sürekli bir şekilde artan enerji ihtiyacının neden olduğu olumsuz etkiler ve bunların yarattığı kaygılar insanlığı er ya da geç sürdürülebilir temiz enerji kaynaklarına yöneltecektir. Hem küresel CO2 miktarını azaltan ve hem de metanol, hidrojen vb. yenilenebilir ve sürdürülebilir yakıt üretimini sağlayan yapay fotosentez (su parçalama/CO2 fotoindirgeme) önemli bir seçenek oluşturmaktadır. Fotokatalitik süreçler çevresel sorunların çözümüne ve yenilenebilir enerji üretimine önemli katkılar yapacaktır. Güneş enerjisini kullanarak çevre sorunlarını çözme ve enerji gereksinimini karşılamaya yönelik yapay fotosentez uygulamalarında kimyasal ve optik özelliklerinden ötürü titan bazlı fotokatalitik malzemeler en yaygın kullanılan malzemelerdendir. Son yıllardaki araştırmalar lantanit katkılarının titan fazlarını güneş ışınlarını görünür bölgede daha verimli kullanır hale getirebileceği yönünde önemli bulgular içermektedir. Etkin malzeme nanotasarımlarının başarısı katkı iyonlarının kafes/kompozit yapıdaki konumlarının, ana fazlardaki çözünürlüklerinin ve var olan çok fazlı sistemlerdeki fazlar arası etkileşimlerin daha iyi anlaşılmasıyla olasıdır.Research Project İlköğretim okullarında bina-içi çevresel kalitenin değerlendirilmesi(2010) Sofuoğlu, Sait C.; İnal, Fikret; Sofuoğlu, Aysun; Odabaşı, Mustafaİzmir’de, ikisi kentsel biri yarı kentsel alanda yer alan üç ilköğretim okulunda, bina‐içi hava uçucu organik madde, yarı‐uçucu organik madde, partikül madde, partikül maddede element ve inorganik gaz kirletici derişimleri ölçülmüştür. Anket uygulaması yapılarak, bina ile ilgili semptomların yaygınlığı çalışılmıştır. Bina‐içi konfor değişkenlerinden sıcaklık ve nispi nem kullanılarak hesaplanan Bina‐içi Rahatsızlık Göstergesi çok yüksek değerler almamıştır. Bina‐içi hava CO2 derişimleri ölçülerek dersliklerde havalandırmanın yeterli olmadığı görülmüştür. Uçucu organik bileşiklerden formaldehit, benzen, naftalin, toluen ve 1,3‐diklorobenzenin yüksek bina‐içi derişimlere ulaşabildiği görülmüş, ve formaldehit ve benzenin birincil düzeyde, naftalin ve toluenin de ikincil düzeyde önemli sağlık riski yaratabileceği değerlendirilmiştir. Yarı‐uçucu organik bileşiklerden poliklorlu bifeniller (PCB) ve polibromlu difenil eterler (PBDE) grubu kirleticilerin bina‐içi havada bulundukları ve içeride kaynakları olabileği görülürken, sentetik koku bileşiklerinin bir derslikte yapılan çalışma ile okul binalarında hem gaz hem de partikül fazda bulunabildikleri ve gaz fazda önemli düzeyde derişimlere eriştikleri belirlenmiştir. İnorganik gazlardan ozon için, bulgular iç hava ozon derişimlerinin, dış hava ozonu ile ilintili olduğunu ve hassas insanlarda sağlık etkisi yaratma sınırının altında kaldığı yönündedir. Karbon monoksit ise neredeyse tüm ölçümlerde ya tespit sınırı olan 1 ppm’in altında ya da oldukça düşük derişimlerde bulunmuştur. Partikül madde için elde edilen dane sayısı – boyut dağılımları, kütle – boyut dağılımları, bina‐içi hava ve dış hava derişimi bulguları, partikül madde kaynağının dış hava olduğu ancak çocukların hareketliliği sebebiyle bina‐içi mikroçevrelerde derişimlerin dış hava derişimlerinin üzerine çıkabildiğini göstermiştir. Hesaplanan Hava Kalitesi Göstergesi ‐ PM Alt Gösterge değerleri, PM2,5 derişimlerinin “sağlıksız” sınıfında yer aldığını göstermiştir. Boyut ayırımlı kütlesel PM derişimleri göstermektedir ki, ince partiküllerin (PM2,5) çoğunluğu ultra ince partiküllerdir (PM1) ve ultra ince partiküller ince partiküllere göre sayıca 2‐5 kat daha yüksek derişimlerde bulunmaktadırlar. Partikül maddede Al, Cr, Cu, Fe, Mg, Mn, Ni, Pb, Zn elementleri tespit edilmiş olup kütle‐boyut dağılımlarının ultra ince boyutlarında görülen zirveler, hem ağırlıklı yerküre kaynaklı hem de ağırlıklı insan aktiviteleri kaynaklı elementler için ultra ince fraksiyonun önemli olduğunu göstermiştir.
