Rectorate / Rektörlük
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/6849
Browse
8 results
Search Results
Technical Report Kuruluşundan Bugüne İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1992-2006(01. Izmir Institute of Technology, 2006) Ülkü, Semra; İnceköse, Ülkü; Kiper, NilgünBu çalışma Prof. Dr. Sayın Semra Ülkü’nün yöneticiliğinde Dr. Ülkü İnceköse ve Dr. Nilgün Kiper tarafından ve tüm İYTE çalışanlarının katkılarıyla 2006 yılında hazırlanmıştır.Book Engellilerde Bireyselleşme Serüveni(Izmir Üniversiteleri Platformu, 2019) Akmeşe, Pelin; Aslan, Soner; Tenikler, Gökhan; Varlıklı, Canan; Şahan, Gizem; Gedik, Zümrüt; Danacı, Miray Özözen; Görgün, Bora; Altun, Delal Gamze; Oral, Ezgi; Tunçay, Merve Minkari; Uğurlu, Nilay; Toker, Huriye; Hıdır, MelisEngelliliğin bir bütün olarak engelli bireyle, ailesiyle, eğitim veren kurumla birlikte evrileceğine, değişip dönüşeceğine inandığımızdan tüm İzmir’de bulunan üniversitelerin engelli birim temsilcileri ile birlikte 3 Mayıs 2019 tarihnde İYTE Yerleşkesi, Teknopark İzmir İnovasyon Merkezi’nde Engellilerde Bireyselleşme Serüveni adlı seminer etkinliğimizi gerçekleştirdik. Biz bu etkinlikte engelliliğin her bir bireyle değişen, yeniden tanımlanan ve bizi tanımlayan bir süreç olduğunu anlatmak, birlikte anlamak istedik. İlk konuşmada Şebnem’le tanışacaksınız. Eğitimin yanında sanatın, edebiyatın sürükleyici gücüyle Şebnem’in bireyselleşme serüvenine şahit olacaksınız. Bireyselleşmenin bazen en sevdiklerinizin kaygısıyla bile mücadele demek olduğunu anlayacaksınız.Article “söz Varlığımız Erozyona Mı Uğruyor?” Sorusuna Yönelik Uygulamalı Bir Araştırma(Avrasya Yazarlar Birliği, 2015) Özcan Gönülal, YaseminKelimeler, söz varlığının temel unsurlarındandır. Toplumların kültürleri ve bilgi birikimlerini yansıttıkları gibi bireyin duygu ve düşünce gelişiminde de önemli bir işleve sahiptirler. Türkiye’de özellikle Dil Reformu’ndan sonra yeni neslin Türkçe kelime ve kavram bilgisinin erozyona uğradığı, söz varlığının daraldığı konusunda yaygın bir kanı vardır. Bu görüşün ortaya çıkmasında 1940-1990 yılları arasında yaşanan dil tartışmalarının etkisi büyüktür. Dil meselesi yıllarca, dili sadece kelimelerden ibaret gören bir anlayış çerçevesinde tartışılmıştır. Tartışma kelimelere indirgendiği zaman sanki bir dildeki kelimeler sadece eş anlamlılardan (sinonim) ibaretmiş gibi düşünülebilir. Hâlbuki özellikle soyut kelimeler, çok katmanlı bir anlam yapısına sahiptir. Ancak aşırı özleştirmeciliğin hız kazandığı dönemlerde eski kelimeler yerine ikame edilmek üzere türetilen yeni kelimeler, özellikle soyut kavramlarda anlam inceliklerinin ortadan kalkmasına sebep olmuş, bu anlayış devletin belirgin bir dil politikası olmaması yüzünden uzun müddet aşılamamıştır. Devletin değil, hükûmetlerin dil politikalarının olduğu bir ortamda, devletin çıkardığı ders kitapları gibi etkili araçlarda kullanılan Türkçe de sürekli değişmiş; kelime ve kavram hazinesi zengin, doğru yazım ve söyleyişe dayanan Türkçe öğretimi, Cumhuriyet tarihimiz boyunca bir türlü rayına oturtulamamıştır. Bu makalede, günümüz gazetelerinden derlenen Türkçeye yerleşmiş eski kelimeler, anket tekniği kullanılarak üniversite öğrencilerine sorulacak; “Söz varlığımız erozyona mı uğruyor?” sorusuna cevap aranacaktır. Söz konusu uygulamalı yöntemin sonuçları ise Türkçe öğretimi açısından değerlendirilecektir.Article Türkçede Tabiat Kaynaklı "yıkım"lar Nasıl İfade Edilir?(2014) Özcan Gönülal, YaseminTürkler ilk çağlarda, tabiat olaylarını ve tabiattan kaynaklanan yıkımları; göğün ve yerin kılıcısı, yaratıcısı olarak gördükleri Tanrı ile ilişkilendirerek adlandırmalarını bu inanca göre yapmışlardır. Örneğin Eski Türkçede "te?ri" sözünün hem "Tanrı" hem de "gökyüzü" anlamında kullanıldığı bilinir. Benzer inanış, Yunan ve Roma mitolojileri dâhil bütün eski kavimlerde görülür. Tabiat olaylarını Tanrı'nın öfkesi ya da cezası olarak gören ve hayretle seyreden eski Türkler, bu sebeple Gök Tanrı'ya, atalara, tabiat kuvvetlerine at ve koyun kurban ederlerdi. Bu makalede, tabiat olaylarının yol açtığı yıkımları anlatmak üzere kullanılan afet ve felâket sözleri ile insanoğlunu tarih boyunca etkileyen doğal afetlerden olan deprem, sel ve yangın kelimelerinin tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde izi sürülecek, bu kelimeler derlenerek sözlüklerdeki tanımlar arasındaki ince ayrımlar ortaya konacaktırArticle Aşk Örüntüleri Üzerine Bir Anlatı Analizi(Anadolu Üniversitesi, 2016) Uştuk, OzanAşk, yaşamın her anında gündelik hayatımızı şekillendiren önemli bir etmen/güç olarak karşımıza çıkar. Evrimsel psikoloji alanındaki çalışmaların, aşkın güçlü ve dönüştürücü doğasına hak ettiği önemi göstermesine karşın bu duyguyu anlamaya (verstehen) yönelik antropolojik veya sosyolojik çalışmaların eksikliği kendisini göstermektedir. Literatürdeki bu eksiklikten hareketle aşk olgusu, yetişkin/yaşlı (40-70 yaş), genç yetişkin (18-25 yaş) ve gençler (14-18) olmak üzere üç ayrı nesilden görüşmecilerden toplanılan anlatıların analiz edilmesi ve yorumlanması yoluyla incelenmiştir. Antropoloji literatüründeki eksiklik nedeniyle aşka dair kültür temelli incelemeleri olan psikolog Robert Sternberg'in 'aşk üçgeni' (love triangle) teorisinden hareket edilmiştir. Sternberg'in (1986) tanımıyla aşk; yakınlık, bağlılık ve tutku olarak üç bileşen çerçevesinde operasyonalize edilmiştir. Çalışmada aşkın, biyolojik temelleri inkar edilmeksizin kültürel bir olgu olduğu varsayımından yola çıkılmış- tır. Yapılan gözlemler, her neslin aşk tipolojilerinde bir örüntü bulunduğunu göstermiştir. Nesillere özgü aşk tiplerinin, bireylerin içerisinde bulundukları yaş gruplarının sosyal ve kültürel kökenli ihtiyaçlarına göre değiştiği görülmüştür. Buradan hareketle aşk deneyiminin kültürel değişime bağlı olarak, nesiller arasında farklılaşacağı öngörülmüştür. Aşk'ın doğasındaki bu değişimin, bireylerin faklı yaşam dönemleri içerisinde meydana gelen ihtiyaçlarına paralel bir biçimde deği- şim gösterdiği için aşk deneyiminin, bireylerin ihtiyaç- ları temelinde değiştiği şeklinde yorumlanmıştır.Other Yunus Emre’nin “kayusu Değül” Redifli Şiiri Üzerine Bir Dil İncelemesi(Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2011) Özcan Gönülal, YaseminDilin imkânlarından yeterince yararlanabilmiş şairlerin etkileyici ve kalıcı olduğu yaygın bir kanıdır. Büyük Türk şairi Yunus Emre’nin şiiri ses açısından incelenince onun anlam kadar sese de önem veren bir şair olduğu görülür. Sözü ve bu sözün ahengini, tesirini, gücünü açık, sade ve samimi bir şekilde anlatan Yunus Emre’yi orijinal yapan unsurlardan biri hiç şüphesiz sahip olduğu bu dil ve üslûptur. Bu makalede ses tabakası, ahenk, ritim, ölçü ve üslûp gibi biçimi ilgilendiren hususlar vasıtasıyla Yunus Emre’nin “kayusu değül” redifli şiiri tahlil edilmeye çalışılmış, özellikle nüshalar arasındaki farklılık ve yanlış okumaların Yeni Eleştiri ile tespit edilebileceği anlaşılmıştır. Yeni Eleştiri, XX. yüzyılın başlarında İngiltere’de ortaya çıkan ve edebî eseri merkez alarak eserin anlamını “biçim”inde arayan çağdaş yorumlama yöntemlerinden biridir. Esas olarak şiiri inceleyen bu yönteme göre edebî eser kendi kendine yeterlidir, gerekli olan bütün veriler metnin kendisinde mevcuttur. Bir edebî eseri anlamak için “biçim”i merkeze alan Yeni Eleştiri, birtakım haklı eleştiriler almakla birlikte modern zamanların en objektif tahlil yöntemlerinden biri olarak görülür. Günümüzde klasik metinleri anlama ve yorumlama çalışmaları için bu tür metin merkezli çağdaş yorumlama teorilerinden de yöntem bakımından yararlanmak gereği ortaya çıkmıştır. Şiirin asıl malzemesinin dil olduğu düşünülürse söz konusu yöntemin önemi daha iyi anlaşılacaktır.Article Dil-toplum İlişkisi Açısından Türkiye’de 1940 Sonrası Dil Tartışmaları Üzerine Bir Değerlendirme(Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2011) Özcan Gönülal, YaseminBir toplumdaki siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlardaki değişimler bir diğerine yansır. Toplumda meydana gelen bu türlü değişimler dilde de kendini gösterir ve dili değişken kılar. Bu sebeple dilden bağımsız toplumu, toplumdan bağımsız dili düşünmek imkânsızdır. Türkçenin tarihî seyrine bakıldığında ise Cumhuriyet dönemine, dil tartışmalarının damgasını vurduğu görülür. Türkiye?de dil tartışmaları Osmanlı İmparatorluğu?nun modernleşme süreciyle başlar, ardından Cumhuriyet?in uluslaşma süreciyle devam eder. Bunun neticesinde bu dönem Türkçe tartışmaları lengüistik olmaktan ziyade modernleşme sürecindeki politik duruşlara göre belirlenmiştir. Bu makalede dile “toplumsal bir olgu” olarak yaklaşılarak söz konusu dönemde dil, toplum ve kültür arasındaki sıkı ancak karmaşık ilişkinin belirlenmesi amaçlanmaktadır.Report Izmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Aday Araştırma Üniversitesi Özdeğerlendirme Raporu(Izmir Institute of Technology, 2018) Izmir Yüksek Teknoloji Enstitüsüİzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün (İYTE) misyonu “bilim ve teknoloji alanlarında ileri düzeyde araştırma, eğitim, öğretim, üretim, yayın ve danışmanlık yapmaktır”. Vizyonu “bilim ve teknolojide öncü, eğitimde özgün bir dünya üniversitesi olmaktır”. Hedefi, Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılı olan 2023’e kadar dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasına girmektir. Temel değerlerimiz; yenilikçi, yaratıcı, özgür, katılımcı, çevreci, girişimci bir üniversite olmaktır. Enstitü 2014-2018 Stratejik Planı’nda1 beş stratejik gelişim ekseninde 14 amaç belirlemiştir. Beş eksen ve gerçekleştirilmeye çalışılan 14 amaç şöyledir: Bilimsel Araştırma ekseninde (1) Bilginin topluma ve sanayiye transferi, (2) Araştırma faaliyetlerinin ulusal bilim ve teknoloji öncelikleriyle uyumu ve (3) Bölgesel paydaşlara Ar-Ge desteği; Eğitim-Öğretim ekseninde (4) Uygulamalı eğitim ve (5) Uluslararası tanınırlık; Teknoloji, İnovasyon ve Yaratıcılık ekseninde (6) İnovasyon farkındalığı ve (7) Altyapısı, (8) Teknopark İzmir ile ilişkiler ve (9) Organizasyonel altyapı; Kurumsal Gelişim ekseninde (10) Kurumsal yönetişim, (11) Sürdürülebilir kampüs ve (12) 24 dört saat yaşayan “Yeşil Kampüs”; Toplumsal Hizmet ekseninde (13) Toplumsal konulara ilişkin kurumsal altyapı ve (14) Doğa, çevre ve yaşadığımız coğrafya ile ilişkiler. Bu amaçlara ulaşmak için belirlenen 29 hedefin araştırma ile ilgili olanları bu raporun ilerleyen bölümlerinde belirtilmiştir.
