Rectorate / Rektörlük
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/6849
Browse
11 results
Search Results
Article Gezegensel Siyaset Manifestosunun ardından yeşil teorinin uluslararası ilişkilerdeki konumu(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği, 2022) Buhari Gülmez, Didem; Aydın Dikmen, BengüThis article sheds light on the current debates on the Planetary Politics Manifesto in order to better locate Green Theory in International Relations. In particular, it aims to go beyond the problem-solving vs critical theories binary that is observed in the studies on the location of Green Theory in the discipline. Therefore, rather than comparing Green Theory with the mainstream theories of International Relations, it focuses on the complex relationship between Green Theory and major critical theories such as Constructivism, Normative Theory, Poststructuralism, Critical Theory, Postcolonialism and Feminism from the perspective of the Planetary Politics Manifesto.Article Salgın sürecinde Romanların gündelik hayatındaki dönüşümün medyadaki görünümü(İdeal Kent Yayınları, 2021) Uştuk, Ozan; Güleç, EceThis study examines the transformation of the everyday life of Roma communities during the Covid-19 pandemic through media coverages by focusing on their living spaces, public spaces where they continue their economic activities and build their relations with local governments. Examining the culture-centered discourses revolving around the central and local governmental interventions towards the Roma living spaces amidst the pandemic and the relevant media exposure is herein essential so as to understand the power dynamics between Romani communities and political actors. Employing a critical discourse analysis method, we have initially drawn a general framework about extreme poverty, and subsequently surveying the media coverage on the Roma people. Against this backdrop, we firstly looked at the media depiction of the Roma’s experiences regarding extreme poverty. Secondly, we interpreted the rise of racist discourses accompanying the transformation of everyday life and how are these discourses conceal inequalities regarding class inequalities. Thirdly, we investigated the damage caused by local authorities to the living spaces of Roma and the interrelation of these damages to neoliberal urban policies. Finally, we engaged a critical reading of the news, in which we noticed the struggle of Roma people is instrumentalized by political actors into their agendas.Article Akademide sürdürülebilirlik söyleminin tezahürleri(Ankara Üniversitesi, 2021) Uştuk, Ozan; Özcan Gönülal, YaseminSustainability is a complex term, which is often used interchangeably with sustainable development. We observed that sustainability is on the agenda of universities and local governments in Turkey, and frequently included in scientic projects as a keyword. Despite the growing popularity of the concept of sustainability in Turkish academia, there is no detailed examination on how it is understood by academics and how this reects on their scientic outputs. Since the notion of sustainability is instrumentalised by discourses such as development, progress and modernism, on which capitalism nourishes, it also requires thinking about how closely it intertwined with capitalism. The reection of the positivist paradigm on the academic discourses, which is the basis of contemporary techno-scientic-economic discourse, requires critical scrutiny on sustainability as a concept and a practice. For Turkey, this kind of critical inquiry is lacking in the literature. Therefore, we examined the perceptions of the academicians towards the concept of sustainability and how they relate to the practical and theoretical contradictions that this concept has through critical discourse analysis. Thus, we focused on how the sustainable development discourse circulates in academia and reconstructed in local circles. We believe that academics who claim to work on 'sustainability' need to critically engage the questions of what we produce, what we empower, and in what direction we are moving in a critical manner. In this context, we questioned whether the sustainability discourses cause the reproduction of development ideology through works of academics who believe that they work for a better future.Book Review Andrew Ryder, Marius Taba and Nidhi Trehan (editors) (2021) Romani Communities and Transformative Change: a New Social Europe.(Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, 2021) Uştuk, OzanAndrew Ryder, Marius Taba ve Nidhi Trehan’ın editörlüklerini yaptıkları Romani Communities and Transformative Change [Roman Toplulukları ve Dönüşümsel Değişim] (2021), Roman Çalışmaları alanında Avrupa eksenindeki güncel tartışmaları eleştirel bir kavrayışla ele alan önemli bir metindir. Corvinus Üniversitesi’nde Sosyoloji Doçenti olarak çalışan Andrew Ryder Roman Eğitim Fonu’nun yönetim kurulu üyesidir. Ryder, yerel düzeyde Roman aktivizmine gönül vermiş ve 2004 yılında Liberty Human Rights ödülü alan Gypsy and Traveller Law Reform Coalition’da görev almıştır. Bucharest Üniversitesinden Sosyoloji Doktoru ünvanını alan Marius Taba, 15 yılı aşkın süreyle uluslararası ve yerel düzeylerde Romanlara yönelik politika geliştirme ve eğitim reformları başta olmak üzere sayısız projeye katkıda bulunmuştur. Siyaset sosyolojisi alanında çalışan Nidhi Trehan, doktora çalışmasını London School of Economics and Political Science ve doktora sonrası çalışmasını University College London’da tamamlamıştır. 1996’dan beri insan hakları, sosyal politika ve eğitim alanlarında aktif olarak çalışan Trehan, Avrupa’daki Roman topluluklarına yönelik insan hakları ve sivil toplum ve sosyal hareketler konularında yayınlar yapmaktadır.Article Citation - WoS: 1Citation - Scopus: 1Roman Kimliğinin Çatışmalı İnşası: “fotokopi Romanlık” Karşısında Otantik Romanlık(2021) Uştuk, OzanRoman kimliği ve temsiline yönelik yaklaşımlar, hem akademik mecrada hem de Romanlar arasında oldukça tartışmalıdır. Etnik bağlamı öne çıkan Roman kültürel kimliği, Romanlar ile Öteki (Gaco, Roman olmayanlar) arasında meydana gelen sınır ilişkileri aracılığıyla tesis edilmektedir. Roman kimliğinin heterojen yapısı oldukça çatışmalı bir kimlik inşası sürecine işaret etmektedir. Kültürel kimliğin kuruluşunda önemli bir etkisi olan grup içi çatışmaların etkilerini irdelemek, yekpare kültürel söylem repertuvarlarını kaydetmenin ötesine geçen, derinlemesine ve uzun soluklu etnografik araştırmalar sayesinde mümkündür. Eleştirel etnografya yaklaşımı benimsenen bu çalışmada, Roman-Gaco kültürlerarası iletişiminde üretmiş temsili çeşitlilik bir yana, bu iletişimsel süreçler ile farklı biçimlerde ilişkilenen Romanların kendi mahalleleri içinde meydana getirdikleri grup içi çatışmalara odaklanılmıştır. Bu nedenle, “otantik” ya da “gerçek” Romanlığın ne olması gerektiğine yönelik kültürel müzakere ve çatışmanın üretmekte olduğu heterojen ve parçalı kültürel yapı, öznelerin bakış açılarına ve seslerine kulak vererek irdelenmiştir. Bu sayede araştırma öznelerinin tarihselliğini ve yaratıcılığını yadsımadan,meydana getirdikleri özgül kimlik temsillerinin hegemonik söylemlerin içinde nasıl konumlandığı incelenmiştir.Article Asılsız veya İşlek Olmayan Eklerle Yeni Kelimeler Türetilebilir Mi?(2020) Özcan Gönülal, YaseminTarihî süreç içinde dilde birtakım fonetik (ses bilgisi) ve morfolojik (şekil bilgisi) değişimler olabilir. Söz konusu değişim doğal olmayan yollardan da gerçekleşebilir. Bir dilde yeni kelimeler yapmak için en çok başvurulan seçeneklerden biri kelime türetmedir. Bu yapılırken iki yol benimsenebilir: Birincisi dilin kelime türetme şartlarına uygun hareket etmek; diğeri yazı dilinde unutulmuş veya işlek olmayan ekler ya da “asılsız” denilen “uydurulan/yaratılan” eklere başvurmak. Yirminci yüzyıl Türkiye Türkçesinde Türk Dil Reformu sırasında bu iki yol da kullanılmış ve pek çok kelime türetilmiştir. Ancak dilde asılsız veya işlek olmayan eklerle yapılan türetmeler tartışmalara yol açmış bu konuda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu makalede Türk Dil Reformu sonrası asılsız veya işlek olmayan eklerle yazı dilimizde türetilen kelimeler tasnif edilerek lengüistik bakımdan ve dil bilgisi öğretimi açısından bir değerlendirme sunulacaktır.Article “söz Varlığımız Erozyona Mı Uğruyor?” Sorusuna Yönelik Uygulamalı Bir Araştırma(Avrasya Yazarlar Birliği, 2015) Özcan Gönülal, YaseminKelimeler, söz varlığının temel unsurlarındandır. Toplumların kültürleri ve bilgi birikimlerini yansıttıkları gibi bireyin duygu ve düşünce gelişiminde de önemli bir işleve sahiptirler. Türkiye’de özellikle Dil Reformu’ndan sonra yeni neslin Türkçe kelime ve kavram bilgisinin erozyona uğradığı, söz varlığının daraldığı konusunda yaygın bir kanı vardır. Bu görüşün ortaya çıkmasında 1940-1990 yılları arasında yaşanan dil tartışmalarının etkisi büyüktür. Dil meselesi yıllarca, dili sadece kelimelerden ibaret gören bir anlayış çerçevesinde tartışılmıştır. Tartışma kelimelere indirgendiği zaman sanki bir dildeki kelimeler sadece eş anlamlılardan (sinonim) ibaretmiş gibi düşünülebilir. Hâlbuki özellikle soyut kelimeler, çok katmanlı bir anlam yapısına sahiptir. Ancak aşırı özleştirmeciliğin hız kazandığı dönemlerde eski kelimeler yerine ikame edilmek üzere türetilen yeni kelimeler, özellikle soyut kavramlarda anlam inceliklerinin ortadan kalkmasına sebep olmuş, bu anlayış devletin belirgin bir dil politikası olmaması yüzünden uzun müddet aşılamamıştır. Devletin değil, hükûmetlerin dil politikalarının olduğu bir ortamda, devletin çıkardığı ders kitapları gibi etkili araçlarda kullanılan Türkçe de sürekli değişmiş; kelime ve kavram hazinesi zengin, doğru yazım ve söyleyişe dayanan Türkçe öğretimi, Cumhuriyet tarihimiz boyunca bir türlü rayına oturtulamamıştır. Bu makalede, günümüz gazetelerinden derlenen Türkçeye yerleşmiş eski kelimeler, anket tekniği kullanılarak üniversite öğrencilerine sorulacak; “Söz varlığımız erozyona mı uğruyor?” sorusuna cevap aranacaktır. Söz konusu uygulamalı yöntemin sonuçları ise Türkçe öğretimi açısından değerlendirilecektir.Article Türkçede Tabiat Kaynaklı "yıkım"lar Nasıl İfade Edilir?(2014) Özcan Gönülal, YaseminTürkler ilk çağlarda, tabiat olaylarını ve tabiattan kaynaklanan yıkımları; göğün ve yerin kılıcısı, yaratıcısı olarak gördükleri Tanrı ile ilişkilendirerek adlandırmalarını bu inanca göre yapmışlardır. Örneğin Eski Türkçede "te?ri" sözünün hem "Tanrı" hem de "gökyüzü" anlamında kullanıldığı bilinir. Benzer inanış, Yunan ve Roma mitolojileri dâhil bütün eski kavimlerde görülür. Tabiat olaylarını Tanrı'nın öfkesi ya da cezası olarak gören ve hayretle seyreden eski Türkler, bu sebeple Gök Tanrı'ya, atalara, tabiat kuvvetlerine at ve koyun kurban ederlerdi. Bu makalede, tabiat olaylarının yol açtığı yıkımları anlatmak üzere kullanılan afet ve felâket sözleri ile insanoğlunu tarih boyunca etkileyen doğal afetlerden olan deprem, sel ve yangın kelimelerinin tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde izi sürülecek, bu kelimeler derlenerek sözlüklerdeki tanımlar arasındaki ince ayrımlar ortaya konacaktırArticle Aşk Örüntüleri Üzerine Bir Anlatı Analizi(Anadolu Üniversitesi, 2016) Uştuk, OzanAşk, yaşamın her anında gündelik hayatımızı şekillendiren önemli bir etmen/güç olarak karşımıza çıkar. Evrimsel psikoloji alanındaki çalışmaların, aşkın güçlü ve dönüştürücü doğasına hak ettiği önemi göstermesine karşın bu duyguyu anlamaya (verstehen) yönelik antropolojik veya sosyolojik çalışmaların eksikliği kendisini göstermektedir. Literatürdeki bu eksiklikten hareketle aşk olgusu, yetişkin/yaşlı (40-70 yaş), genç yetişkin (18-25 yaş) ve gençler (14-18) olmak üzere üç ayrı nesilden görüşmecilerden toplanılan anlatıların analiz edilmesi ve yorumlanması yoluyla incelenmiştir. Antropoloji literatüründeki eksiklik nedeniyle aşka dair kültür temelli incelemeleri olan psikolog Robert Sternberg'in 'aşk üçgeni' (love triangle) teorisinden hareket edilmiştir. Sternberg'in (1986) tanımıyla aşk; yakınlık, bağlılık ve tutku olarak üç bileşen çerçevesinde operasyonalize edilmiştir. Çalışmada aşkın, biyolojik temelleri inkar edilmeksizin kültürel bir olgu olduğu varsayımından yola çıkılmış- tır. Yapılan gözlemler, her neslin aşk tipolojilerinde bir örüntü bulunduğunu göstermiştir. Nesillere özgü aşk tiplerinin, bireylerin içerisinde bulundukları yaş gruplarının sosyal ve kültürel kökenli ihtiyaçlarına göre değiştiği görülmüştür. Buradan hareketle aşk deneyiminin kültürel değişime bağlı olarak, nesiller arasında farklılaşacağı öngörülmüştür. Aşk'ın doğasındaki bu değişimin, bireylerin faklı yaşam dönemleri içerisinde meydana gelen ihtiyaçlarına paralel bir biçimde deği- şim gösterdiği için aşk deneyiminin, bireylerin ihtiyaç- ları temelinde değiştiği şeklinde yorumlanmıştır.Other Yunus Emre’nin “kayusu Değül” Redifli Şiiri Üzerine Bir Dil İncelemesi(Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2011) Özcan Gönülal, YaseminDilin imkânlarından yeterince yararlanabilmiş şairlerin etkileyici ve kalıcı olduğu yaygın bir kanıdır. Büyük Türk şairi Yunus Emre’nin şiiri ses açısından incelenince onun anlam kadar sese de önem veren bir şair olduğu görülür. Sözü ve bu sözün ahengini, tesirini, gücünü açık, sade ve samimi bir şekilde anlatan Yunus Emre’yi orijinal yapan unsurlardan biri hiç şüphesiz sahip olduğu bu dil ve üslûptur. Bu makalede ses tabakası, ahenk, ritim, ölçü ve üslûp gibi biçimi ilgilendiren hususlar vasıtasıyla Yunus Emre’nin “kayusu değül” redifli şiiri tahlil edilmeye çalışılmış, özellikle nüshalar arasındaki farklılık ve yanlış okumaların Yeni Eleştiri ile tespit edilebileceği anlaşılmıştır. Yeni Eleştiri, XX. yüzyılın başlarında İngiltere’de ortaya çıkan ve edebî eseri merkez alarak eserin anlamını “biçim”inde arayan çağdaş yorumlama yöntemlerinden biridir. Esas olarak şiiri inceleyen bu yönteme göre edebî eser kendi kendine yeterlidir, gerekli olan bütün veriler metnin kendisinde mevcuttur. Bir edebî eseri anlamak için “biçim”i merkeze alan Yeni Eleştiri, birtakım haklı eleştiriler almakla birlikte modern zamanların en objektif tahlil yöntemlerinden biri olarak görülür. Günümüzde klasik metinleri anlama ve yorumlama çalışmaları için bu tür metin merkezli çağdaş yorumlama teorilerinden de yöntem bakımından yararlanmak gereği ortaya çıkmıştır. Şiirin asıl malzemesinin dil olduğu düşünülürse söz konusu yöntemin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
