Rectorate / Rektörlük

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/6849

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 10
  • Article
    General Purpose and Focused Invention, Market Value, and Productivity
    (2024) Dindaroğlu, Burak
    We study returns to general purpose and focused invention at the firm level for a panel of manufacturing firms in the U.S. for the period 1976-1995, by studying their relationships with market value and Total Factor Productivity. We construct stocks of patents that lie at the two relevant tails of the distribution of the generality index (Trajtenberg et al., 1997; Henderson et al, 1998) to measure general purpose and focused invention at the firm level. In line with expectations, there is a market value premium to focused invention, and a productivity premium to general purpose invention. Estimates for the value of focus indicate that moving a single patent from the upper tail of the generality distribution to the lower tail would increase market value by .24×q million 1992 dollars on average, where q is Tobin’s q. The firm with the average general patent stock would gain 6.7×q million in market value if all its patents at the highest quartile of the generality distribution were moved to the lowest. In terms of the value of general purposeness, moving all its focused patents to the general category increases Total Factor Productivity by 2.3% to 2.8%, and five-year productivity growth by 3.9% to 5.2%, for the average firm. A potential implication is that corporate basic research is associated with significant long-term benefits in terms of productivity growth.
  • Article
    Citation - Scopus: 1
    İzmir'in bir dağ köyü: Yamanlar ve Yamanlar Yörükleri üzerine etnotarihsel bir inceleme
    (Rector CIU Cyprus int Univ, 2023) Ustuk, Ozan
    This study examines the history, language, social, and economic transformation of the Yuruks living in the Yamanlar Village located in the Karsiyaka district, where there is relatively little information in the literature despite its proximity to the Izmir city center. Information collected from the Ottoman Era cemetery adjoining the village reveals that the Yamanlar Yuruks have lived here for at least 400 years. Mount Yamanlar, where the village is located, is of great importance because of its ancient history, as it witnessed the founding of Izmir (Smyrna). The social and economic lifestyle in the village has transformed as the city expanded toward residential areas atop Mount Yamanlar. The loss of traditional livelihood practices challenged the villagers and severely influenced their customs, which might be considered valuable pieces of cultural heritage. In this study, we conducted fieldwork, during which various data collection methods and techniques were employed to describe daily life in the village. Within the scope of this study, semi-structured and unstructured interviews were conducted with the local people, and an oral historical study was carried out. With this method, we aimed to present an ethnohistorical description of the Yamanlar Village by trying to establish a balance between the analysis of both written documents and oral data to make sense of the social and economic change it has undergone and to contribute to the literature on Izmir Yuruks.
  • Article
    Salgın sürecinde Romanların gündelik hayatındaki dönüşümün medyadaki görünümü
    (İdeal Kent Yayınları, 2021) Uştuk, Ozan; Güleç, Ece
    This study examines the transformation of the everyday life of Roma communities during the Covid-19 pandemic through media coverages by focusing on their living spaces, public spaces where they continue their economic activities and build their relations with local governments. Examining the culture-centered discourses revolving around the central and local governmental interventions towards the Roma living spaces amidst the pandemic and the relevant media exposure is herein essential so as to understand the power dynamics between Romani communities and political actors. Employing a critical discourse analysis method, we have initially drawn a general framework about extreme poverty, and subsequently surveying the media coverage on the Roma people. Against this backdrop, we firstly looked at the media depiction of the Roma’s experiences regarding extreme poverty. Secondly, we interpreted the rise of racist discourses accompanying the transformation of everyday life and how are these discourses conceal inequalities regarding class inequalities. Thirdly, we investigated the damage caused by local authorities to the living spaces of Roma and the interrelation of these damages to neoliberal urban policies. Finally, we engaged a critical reading of the news, in which we noticed the struggle of Roma people is instrumentalized by political actors into their agendas.
  • Article
    International Investors, Volatility, and Herd Behavior: Borsa İstanbul, 2001-2016
    (2020) Akçaalan, Ezgi; Dindaroğlu, Burak; Binatlı, Ayla Oğuş
    We study herding in Borsa Istanbul between 2001 and 2016, focusing on the effects of international investors and market volatility. Herding explains 31% of total variability in the cross sectional standard deviation of beta values, controlling for market fundamentals. We perform time-series analysis of a herding index and find that herding increases following increased trading by international investors, but falls with overall trading volume on the market. Herding rises in response to increased volatility, rather than leading to it, against previous arguments. Investors do not herd during economic crises, but following important events that raise political tension in the country.
  • Article
    Asılsız veya İşlek Olmayan Eklerle Yeni Kelimeler Türetilebilir Mi?
    (2020) Özcan Gönülal, Yasemin
    Tarihî süreç içinde dilde birtakım fonetik (ses bilgisi) ve morfolojik (şekil bilgisi) değişimler olabilir. Söz konusu değişim doğal olmayan yollardan da gerçekleşebilir. Bir dilde yeni kelimeler yapmak için en çok başvurulan seçeneklerden biri kelime türetmedir. Bu yapılırken iki yol benimsenebilir: Birincisi dilin kelime türetme şartlarına uygun hareket etmek; diğeri yazı dilinde unutulmuş veya işlek olmayan ekler ya da “asılsız” denilen “uydurulan/yaratılan” eklere başvurmak. Yirminci yüzyıl Türkiye Türkçesinde Türk Dil Reformu sırasında bu iki yol da kullanılmış ve pek çok kelime türetilmiştir. Ancak dilde asılsız veya işlek olmayan eklerle yapılan türetmeler tartışmalara yol açmış bu konuda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu makalede Türk Dil Reformu sonrası asılsız veya işlek olmayan eklerle yazı dilimizde türetilen kelimeler tasnif edilerek lengüistik bakımdan ve dil bilgisi öğretimi açısından bir değerlendirme sunulacaktır.
  • Article
    “söz Varlığımız Erozyona Mı Uğruyor?” Sorusuna Yönelik Uygulamalı Bir Araştırma
    (Avrasya Yazarlar Birliği, 2015) Özcan Gönülal, Yasemin
    Kelimeler, söz varlığının temel unsurlarındandır. Toplumların kültürleri ve bilgi birikimlerini yansıttıkları gibi bireyin duygu ve düşünce gelişiminde de önemli bir işleve sahiptirler. Türkiye’de özellikle Dil Reformu’ndan sonra yeni neslin Türkçe kelime ve kavram bilgisinin erozyona uğradığı, söz varlığının daraldığı konusunda yaygın bir kanı vardır. Bu görüşün ortaya çıkmasında 1940-1990 yılları arasında yaşanan dil tartışmalarının etkisi büyüktür. Dil meselesi yıllarca, dili sadece kelimelerden ibaret gören bir anlayış çerçevesinde tartışılmıştır. Tartışma kelimelere indirgendiği zaman sanki bir dildeki kelimeler sadece eş anlamlılardan (sinonim) ibaretmiş gibi düşünülebilir. Hâlbuki özellikle soyut kelimeler, çok katmanlı bir anlam yapısına sahiptir. Ancak aşırı özleştirmeciliğin hız kazandığı dönemlerde eski kelimeler yerine ikame edilmek üzere türetilen yeni kelimeler, özellikle soyut kavramlarda anlam inceliklerinin ortadan kalkmasına sebep olmuş, bu anlayış devletin belirgin bir dil politikası olmaması yüzünden uzun müddet aşılamamıştır. Devletin değil, hükûmetlerin dil politikalarının olduğu bir ortamda, devletin çıkardığı ders kitapları gibi etkili araçlarda kullanılan Türkçe de sürekli değişmiş; kelime ve kavram hazinesi zengin, doğru yazım ve söyleyişe dayanan Türkçe öğretimi, Cumhuriyet tarihimiz boyunca bir türlü rayına oturtulamamıştır. Bu makalede, günümüz gazetelerinden derlenen Türkçeye yerleşmiş eski kelimeler, anket tekniği kullanılarak üniversite öğrencilerine sorulacak; “Söz varlığımız erozyona mı uğruyor?” sorusuna cevap aranacaktır. Söz konusu uygulamalı yöntemin sonuçları ise Türkçe öğretimi açısından değerlendirilecektir.
  • Article
    Türkçede Tabiat Kaynaklı "yıkım"lar Nasıl İfade Edilir?
    (2014) Özcan Gönülal, Yasemin
    Türkler ilk çağlarda, tabiat olaylarını ve tabiattan kaynaklanan yıkımları; göğün ve yerin kılıcısı, yaratıcısı olarak gördükleri Tanrı ile ilişkilendirerek adlandırmalarını bu inanca göre yapmışlardır. Örneğin Eski Türkçede "te?ri" sözünün hem "Tanrı" hem de "gökyüzü" anlamında kullanıldığı bilinir. Benzer inanış, Yunan ve Roma mitolojileri dâhil bütün eski kavimlerde görülür. Tabiat olaylarını Tanrı'nın öfkesi ya da cezası olarak gören ve hayretle seyreden eski Türkler, bu sebeple Gök Tanrı'ya, atalara, tabiat kuvvetlerine at ve koyun kurban ederlerdi. Bu makalede, tabiat olaylarının yol açtığı yıkımları anlatmak üzere kullanılan afet ve felâket sözleri ile insanoğlunu tarih boyunca etkileyen doğal afetlerden olan deprem, sel ve yangın kelimelerinin tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde izi sürülecek, bu kelimeler derlenerek sözlüklerdeki tanımlar arasındaki ince ayrımlar ortaya konacaktır
  • Article
    Aşk Örüntüleri Üzerine Bir Anlatı Analizi
    (Anadolu Üniversitesi, 2016) Uştuk, Ozan
    Aşk, yaşamın her anında gündelik hayatımızı şekillendiren önemli bir etmen/güç olarak karşımıza çıkar. Evrimsel psikoloji alanındaki çalışmaların, aşkın güçlü ve dönüştürücü doğasına hak ettiği önemi göstermesine karşın bu duyguyu anlamaya (verstehen) yönelik antropolojik veya sosyolojik çalışmaların eksikliği kendisini göstermektedir. Literatürdeki bu eksiklikten hareketle aşk olgusu, yetişkin/yaşlı (40-70 yaş), genç yetişkin (18-25 yaş) ve gençler (14-18) olmak üzere üç ayrı nesilden görüşmecilerden toplanılan anlatıların analiz edilmesi ve yorumlanması yoluyla incelenmiştir. Antropoloji literatüründeki eksiklik nedeniyle aşka dair kültür temelli incelemeleri olan psikolog Robert Sternberg'in 'aşk üçgeni' (love triangle) teorisinden hareket edilmiştir. Sternberg'in (1986) tanımıyla aşk; yakınlık, bağlılık ve tutku olarak üç bileşen çerçevesinde operasyonalize edilmiştir. Çalışmada aşkın, biyolojik temelleri inkar edilmeksizin kültürel bir olgu olduğu varsayımından yola çıkılmış- tır. Yapılan gözlemler, her neslin aşk tipolojilerinde bir örüntü bulunduğunu göstermiştir. Nesillere özgü aşk tiplerinin, bireylerin içerisinde bulundukları yaş gruplarının sosyal ve kültürel kökenli ihtiyaçlarına göre değiştiği görülmüştür. Buradan hareketle aşk deneyiminin kültürel değişime bağlı olarak, nesiller arasında farklılaşacağı öngörülmüştür. Aşk'ın doğasındaki bu değişimin, bireylerin faklı yaşam dönemleri içerisinde meydana gelen ihtiyaçlarına paralel bir biçimde deği- şim gösterdiği için aşk deneyiminin, bireylerin ihtiyaç- ları temelinde değiştiği şeklinde yorumlanmıştır.
  • Other
    Yunus Emre’nin “kayusu Değül” Redifli Şiiri Üzerine Bir Dil İncelemesi
    (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2011) Özcan Gönülal, Yasemin
    Dilin imkânlarından yeterince yararlanabilmiş şairlerin etkileyici ve kalıcı olduğu yaygın bir kanıdır. Büyük Türk şairi Yunus Emre’nin şiiri ses açısından incelenince onun anlam kadar sese de önem veren bir şair olduğu görülür. Sözü ve bu sözün ahengini, tesirini, gücünü açık, sade ve samimi bir şekilde anlatan Yunus Emre’yi orijinal yapan unsurlardan biri hiç şüphesiz sahip olduğu bu dil ve üslûptur. Bu makalede ses tabakası, ahenk, ritim, ölçü ve üslûp gibi biçimi ilgilendiren hususlar vasıtasıyla Yunus Emre’nin “kayusu değül” redifli şiiri tahlil edilmeye çalışılmış, özellikle nüshalar arasındaki farklılık ve yanlış okumaların Yeni Eleştiri ile tespit edilebileceği anlaşılmıştır. Yeni Eleştiri, XX. yüzyılın başlarında İngiltere’de ortaya çıkan ve edebî eseri merkez alarak eserin anlamını “biçim”inde arayan çağdaş yorumlama yöntemlerinden biridir. Esas olarak şiiri inceleyen bu yönteme göre edebî eser kendi kendine yeterlidir, gerekli olan bütün veriler metnin kendisinde mevcuttur. Bir edebî eseri anlamak için “biçim”i merkeze alan Yeni Eleştiri, birtakım haklı eleştiriler almakla birlikte modern zamanların en objektif tahlil yöntemlerinden biri olarak görülür. Günümüzde klasik metinleri anlama ve yorumlama çalışmaları için bu tür metin merkezli çağdaş yorumlama teorilerinden de yöntem bakımından yararlanmak gereği ortaya çıkmıştır. Şiirin asıl malzemesinin dil olduğu düşünülürse söz konusu yöntemin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
  • Article
    Dil-toplum İlişkisi Açısından Türkiye’de 1940 Sonrası Dil Tartışmaları Üzerine Bir Değerlendirme
    (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2011) Özcan Gönülal, Yasemin
    Bir toplumdaki siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlardaki değişimler bir diğerine yansır. Toplumda meydana gelen bu türlü değişimler dilde de kendini gösterir ve dili değişken kılar. Bu sebeple dilden bağımsız toplumu, toplumdan bağımsız dili düşünmek imkânsızdır. Türkçenin tarihî seyrine bakıldığında ise Cumhuriyet dönemine, dil tartışmalarının damgasını vurduğu görülür. Türkiye?de dil tartışmaları Osmanlı İmparatorluğu?nun modernleşme süreciyle başlar, ardından Cumhuriyet?in uluslaşma süreciyle devam eder. Bunun neticesinde bu dönem Türkçe tartışmaları lengüistik olmaktan ziyade modernleşme sürecindeki politik duruşlara göre belirlenmiştir. Bu makalede dile “toplumsal bir olgu” olarak yaklaşılarak söz konusu dönemde dil, toplum ve kültür arasındaki sıkı ancak karmaşık ilişkinin belirlenmesi amaçlanmaktadır.