Materials Science and Engineering / Malzeme Bilimi ve Mühendisliği

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/4719

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 21
  • Book Part
    Citation - Scopus: 1
    A Recycling Route of Plastics Via Electrospinning: From Daily Wastes To Functional Fibers
    (Walter de Gruyter GmbH, 2019) Isık, Tuğba; Horzum,N.; Demir, Mustafa Muammer
    Since large-scale plastic production has begun in the 1940s, plastics have been produced and used globally, bringing many advantages to modern life. The consumption of plastics has increased exponentially due to their low cost, chemical resistance, lightness, durability and ability to combine with other materials. However, plastic materials represent high tonnage in urban wastes, and it is known that these plastics discarded at the end of their useful life by filling the landfill sites. Electrospinning is a well-established and versatile technique for the fabrication of submicron fibers. In addition, it is a promising approach for the recycling of waste polymers without using complex methodologies. In this chapter, utilization of electrospinning approach for the recycling of daily wastes will be discussed. The literature about the daily wastes of both synthetic materials and natural/agricultural materials will be analyzed, and the applications of these materials will be given in detail. © 2019 Walter de Gruyter GmbH, Berlin/Boston. All rights reserved.
  • Article
    Citation - WoS: 8
    Citation - Scopus: 10
    Impact of Simulated Inflammation and Food Breakdown on the Synergistic Interaction Between Corrosion and Wear on Titanium
    (Elsevier, 2024) Lima, A.R.; Pinto, A.M.P.; Toptan, F.; Alves, A.C.
    This paper investigates the impact of lactic acid and phosphoric acid additives in artificial saliva (AS), simulating inflammation and food breakdown, on the electrochemical and tribo-electrochemical behavior of titanium. The results showed that, unlike lactic acid, phosphoric acid significantly reduced corrosion resistance, mainly due to local damage and heterogeneities on the passive film. Non-additivated AS caused greater wear volume loss, with mechanical wear identified as the main mechanism. However, when additives were present, a synergistic interplay between corrosion and wear was observed. The study concludes that prolonged exposure to food breakdown could accelerate material degradation in titanium. © 2024 Elsevier Ltd
  • Article
    A Study on Recyclability of Alsi7mg0.3 Machining Waste
    (2023) Gökelma, Mertol; Önen Tüzgel, Rabia; Kaya, Ahmet Yiğit; Özaydın, Onur
    Aluminium products are widely used in the automotive industry. One of the important aluminium products in the automotive is wheel production. Turkish wheel production is expected to reach 360000 tons in 2025. The wheels are produced by Low-Pressure Die Casting at the first stage and the machining process in CNC machines is used to create the final form. A significant amount of machining waste (swarf, turnings, and chips) is created during the machining and the importance of secondary aluminium has been increasing due to environmental and economic concerns. This study focuses on the recycling of AlSi7Mg0.3 cast alloy machining waste. The turnings were sorted into two size fractions and remelted separately under a salt flux in a resistance heating furnace. Two different salt mixtures with different melting points and different salt factors were studied in this work. Metal yield and coagulation yield after remelting were discussed.
  • Research Project
    Darbe altında ışıma yapan polimerik filmler ve lif demetlerinin üretilmesi ve uygulamaları
    (2016) Demir, Mustafa M.; İncel, Anıl
    Tribolüminesans (TL) malzemeler darbe altında ışıma özelliğine sahip kristal yapılardır. Bu projede, organik ve metal yapıları bir arada bulunduran iki TL kristal (EuD4TEA ve Cu(NCS)(py)2(PPh3)) elde edilmiş ve mikrometre büyüklüğündeki tanecikler PMMA (poli metil metakrilat), PS (polistiren), PU (poliüretan) ve PVDF (polivinilflorür) saydam özellikteki polimerler kullanılarak ince-katmanlı film, elektrospun lif demetleri ve nano boyutundaki tanecikler elde edilen matrisler ile entegre edilmiştir. Kompozit malzemelerin elde edilmesi için iki farklı deneysel metod geliştirilmiştir: i) yükleme işlemi ve ii) yüzeye depolama işlemi. Kompozit malzemelerin TL performansları bu tez için özel tasarlanan atış kule sistemi ile ölçülmüştür. Bunun yanı sıra, atomik kuvvet mikroskobu (AFM), taramalı elektron mikroskobu (SEM) polimerlerin ve kompozit malzemelerin topografik ve morfolojik özellklerini değerlendirmek için kullanılmıştır. Ayrıca, flüoresans mikroskobu kullanılarak kompozit malzemelerin emisyon sırasındaki renk sinyalleri belirlenmiştir. Son olarak piezoelektrik özellikleri osiloskop kullanılarak belirlenmiştir. Tüm bu cihazlardan elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, deneysel prosedür, kristal taneciklerin boyutları, polimer malzemenin formu ve yüzey özelliği, kullanılan kristallerin kompozit içindeki miktarı bu çalışmada temel parametreler olarak belirlenmiştir. PU esaslı elde edilen film ve lif demeti kompozitler PMMA, PS, ve PVDF esaslı kompozitlerden daha iyi sonuç göstermiştir. Bunun nedeni olarak, film esaslı kompozitler için ince katmanlı PU filmin daha engebeli ve saydam bir yüzey olması; lif esaslı kompozitler için elektrospun PU liflerin daha küçük yapılardan oluşması, tüm bunlara ek olarak PU’nın kimyasal olarak TL özellikteki iki kristalle kimyasal etkileşim oluşturulması gösterilebilir.
  • Research Project
    Jeotermal Sahalara Yönelik Yüksek Basınç ve Sıcaklık Altında Yapay Metal (fe, Mg) Silikat Eldesi ve Metal Silikat Kabuklaşmasına Yönelik Polimerik İnhibitör Geliştirilmesi
    (2017) ; Demir, Mustafa Muammer
    İnsanlığın enerji ihtiyacının her geçen gün artmasıyla, ülkeler yeni enerji kaynakları arayışına girmişlerdir. Ülkemiz de bu anlamda enerji için büyük yatırımlar gerçekleştirmektedir. Jeotermal enerji yenilenebilir bir enerji türüdür. Çok genel itibariyle magmaya yakın ısıtıcı kayaçların fay kırıkları arasındaki mineralce doygun yeraltı sularının ısınması sonucunda eldesi olarak tanımlanabilir. Türkiye, jeotermal enerji sahaları bakımından oldukça zengindir. Jeotermal enerji üretimi konusunda en büyük engellerden bir tanesi metal-silikat kabuklaşmasıdır. Bu kabuklaşma yeraltından çıkan tuzlarca aşırı doymuş akışkanın, hem basıncını hem de sıcaklığını kaybetmesi nedeniyle çözünürlüğünün düşmesi ile oluşmaktadır. Oluşan metal-silikat yapıları bulunduğu rezerve göre farklı kimyasal yapılarda meydana gelebilmektedir. Bu yapılar enerji üretim sahalarında hat borularını tıkamasının yanı sıra ısıl iletkenliği düşürdüğünden enerji eldesi için büyük bir problemdir. Bu proje kapsamında; Tuzla Jeotermal Sahası (Çanakkale) temsili rezerv alanı olarak seçilerek, yüksek sıcaklık ve basınçlı otoklav sistem ile laboratuvar ortamında sahada bulunan jeotermal akışkan ve metal- silikat kabuk yapay olarak sentezlenmiştir. Tuzla jeotermal akışkanı elementel kompozisyonuna yakın sentetik çözelti hazırlanmış ve saha koşullarına benzer koşullarda (140 °C ve 3,5 bar) kabuk sentezi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen katı çökelti ve süzüntü santrifüj yöntemi ile ayrılmıştır. Sıvı faz İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektroskopisi (ICP- MS) ve UV-spektrometre ile analiz edilirken, çökelti (kabuk) Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), X-ışını Kırınımı Spektroskopisi (XRD), X-ışını Florosans Spektroskopisi (XRF), X-ışını Fotoelektron Spektroskopisi (XPS), Elektron Paramanyetik Rezonans Spektroskopisi (EPR) yöntemleri kullanılmıştır. Kabuklaşmanın engellenmesi amacıyla inhibitör özelliği gösterebilecek organik polimerik moleküller sentezlenerek, yapay kabuk sentezi bu moleküller varlığında gerçekleştirilmiştir. İyon derişiminin dekantant içerisinde artması kabuk miktarının azalması inhibitör etkinliğini belirlemektedir. Akrilamid (AM), Vinil Sülfonik Asit (VSA) ve Vinil Fosfonik Asit (VPA) moleküllerinden 3 homo polimer, 3 kopolimer ve 1 ter polimer elde edilerek, bu sistem içerisinde metal-silikat oluşumu üzerinde etkileri incelenmiştir. Sentezlenen polimerlerin yanı sıra PEG ve PVA polimerleri de aynı sistem içerisinde denenerek metal-silikat oluşumu üzerinde etkileri araştırılmıştır. Yapılan tüm polimer kimyası ve dozaj denemeleri sonucunda PEG ve PVSA?nın ortak kullanımının 130 ppm olan silika çözünürlüğünü 420 ppm?e çıkardığı, kabuk miktarını ise kütlece %20 azalttığı görülmüştür.
  • Research Project
    Ferroelektrik (1-x)BaTiO3-xBi(Li1/3Ti2/3)O3(0≤x≤0.2) sisteminin elektrokalorik özelliklerinin belirlenmesi
    (2018) Adem, Umut; Çağın, Tahir
    Bu projede BaTiO3 bazlı iki farklı malzeme sisteminin sentezi, yapısal, dielektrik, ferroelektrik, elektrokalorik karakterizasyonları yapılarak, farklı mekanizmaların elektrokalorik etkiye etkisi ayrıntılı biçimde incelenmiştir. İlk olarak (1-x)BaTiO3-xBi(Li1/3Ti2/3O3) (0.02?x?0.08) sistemi çalışılmıştır. Bu sistemde literatürde gözlenen kabuk-çekirdek yapısının elektrokalorik etkinin mekanizmalarının anlaşılmasını engelleyeceği fikrinden hareketle, sinterleme öncesi parçacık boyutu yüksek enerjili bilyalı öğütücü yardımıyla düşürülerek difüzyonun daha hızlı gerçekleşmesi sağlanmış ve kabuk-çekirdek yapısı gözlenmemiştir. Sıcaklığa bağlı dielektrik ve ferroelektrik polarizasyon ölçümleri, bu sistemde kompozisyona göre değişen sıcaklıklarda ferroelektrik-antiferroelektrik ve antiferroelektrik-paraelektrik olmak üzere iki farklı faz geçişi olduğuna işaret etmektedir. Bu ilginç ve değişik faz geçişlerini doğrulamak için akım yoğunluğu-elektrik alan grafikleri çizdirilmiş ve gerinme elektrik alan ölçümleri yapılmıştır. Ferroelektrik antiferroelektrik faz geçiş sıcaklıklarında göreceli olarak yüksek elektrokalorik sıcaklık değişimleri gözlenmiştir (22 kV/cm elektrik alan altında yaklaşık 0.66 Kelvin). İkinci olarak ise faz diyagramı literatürdeki bir çalışmadan alınan Ba0.80Sr0.20Ti1-xZrxO3 (0?x?0.10) sistemi çalışılmıştır. Bu sistemde de faz diyagramındaki farklı bölgelerde çalışan farklı mekanizmaların elektrokalorik etkiyi nasıl etkilediği ortaya çıkarılmıştır. Elektrokalorik etki, faz geçişinin keskinliği (1. dereceden faz geçişi olup olmadığı), farklı ferroelektrik fazların bir arada olduğu noktalara yakınlık ve tane boyutu ile kontrol edilebilir. Bu projede en yüksek elektrokalorik etki perovskit yapının B pozisyonunda Zr içermeyen Ba0.80Sr0.20TiO3 örneğinde görülmüştür. Bunun nedeni bu kompozisyonunda faz geçişinin keskinliğidir. Zr katkısıyla faz geçişi yayvanlaşmış, fakat aynı zamanda farklı ferroelektrik fazların bir arada ya da yakın olduğu kompozisyonlar için elektrokalorik etki göreceli olarak yüksek çıkmıştır.
  • Research Project
    Moleküler Fononik: Moleküler Eklemlerde Fonon İletiminin Kontrol Yöntemlerinin Kuantum Mekaniksel Olarak Araştırılması
    (2019) Sevinçli, Haldun
    Fononlar, maddeyi oluşturan atomların denge konumları etrafındaki titreşimlerinin kuantumlanmış halidirler. Malzemelerin ısıl iletkenliğinde, elektronik ve optik cihazların performanslarında, termoelektrik enerji çevriminde kritik roller oynarlar. Fononik araştırmaları, fonon spektrumunu, iletimini, etkileşimlerini inceler ve malzemelerin fononik özelliklerinin amaca uygun olarak modifikasyon olanaklarını araştırır. Günümüzde malzemelerin nano boyutta üretim ve işlenme olanaklarının gelişmesiyle birlikte fononik alanında da yeni imkanlar ortaya çıkmıştır. Yığık (bulk) malzemelerde Fourier yasasıyla tarif edilen fononik ısı iletimi nano boyutta geçerliliğini kaybetmektedir. Dahası, sıcaklığın ve sıcaklık gradyeninin nano ölçekteki tanımları sorunlu hale gelmektedir. Öte yandan deneysel tekniklerdeki gelişmelerle nano ölçekteki ısı iletiminin hassas ölçümleri mümkün hale gelmiştir. Bu projede yığık ısı iletimi kavramlarının geçerli olmadığı nano ölçekli moleküler eklemlerde ısı iletiminin kontrol mekanizmaları kuantum mekaniksel yöntemlerle araştırılmıştır. Moleküler eklemlerin, elektronik uygulamalar açısından vaat ettiği hassasiyet ve zengin kontrol imkanlarıyla fononik uygulamalar açısından da önemli olduğu görülmüştür. Bu noktadan hareketle, moleküler eklemlerin yapısal özelliklerinin fononik özellikler üzerindeki etkileri incelenip yapısal modifikasyonlarla eklemlerin ısı iletim özeliklerinin amaca uygun hale getirilmesi; anharmonik proseslerin nano-boyutta ısıl dirence katkıları ve çok-terminalli moleküler eklemler incelenmiştir. Bu bilgiler ışığında, gerçekçi bir moleküler ısı doğrultucunun çalışma prensibi çalışılmıştır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    The Effect of the Temperature of Heat Treatment Process and the Concentration and Duration of Acid Leaching on the Size and Crystallinity of Nano-Silica Powders Formed by the Dissociation of Natural Diatom Frustule
    (American Scientific Publishers, 2022) Ülker, Sevkan; Güden, Mustafa
    The present study focused on the processing of nano-silica powders in varying sizes and crystallinities through IP: 846247.10 On: Wed, 14 Dec 2022 07:29:25 heat treatment (900-1200 degrees C), hydrofluoric acid leaching (1-7 N), and ball milling (1 h, 500 rpm) of natural Copyright American Scentfic P blishers diatom frustules. The starting natural frustules were determined to be composed of amorphous silica (88%) Delivered by Ingenta and quartz. The partially ordered crystalline low-quartz and or precursor to low-cristobalite started to form at-900 degrees C. As the heat treatment temperature increased, the crystallinity of the frustules increased from 9.3% at 25 degrees C to 46% at 1200 degrees C. Applying a ball milling reduced the mean particle sizes of the as-received and heat-treated frustules from 15.6-13.7 mu m to 7.2-6.7 mu m, respectively. Acid leaching of the as-received and heat-treated frustules resulted in a further increase in the crystallinity. Furthermore, a ball milling applied after an acid leaching was very effective in reducing the particle size of the as-received and heat-treated frustules. The mean particle size of the acid-leached frustules decreased to 774-547 nm with a crystallinity varying between 12 and 48% after ball milling. A partially dissolved amorphous phase was observed in between crystalline silica grains after acid leaching, which resulted in a rapid fracture/separation of the frustules in ball milling.
  • Article
    Ferroelectricity of Ca9fe(po4)7 and Ca9mn(po4)7 Ceramics With Polar Whitlockite-Type Crystal Structure
    (Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, 2020) Adem, Umut
    Ca9Fe(PO4)7 is a member of the double phosphate family having polar whitlockite-type crystal structure. The phase transition from the room temperature polar R3c to the high temperature non-polar R c phase has been called a ferroelectric phase transition using complementary experiments such as temperature dependent second harmonic generation and dielectric constant measurements however no ferroelectric hysteresis measurement has been reported. In order to be able to call these polar materials ferroelectric, measurement of a saturated ferroelectric hysteresis loop is necessary to demonstrate that the electrical polarization of these materials is switchable. In order to realize this goal, we have synthesized Ca9Fe(PO4)7 as well as structurally identical Ca9Mn(PO4)7 using solid state synthesis. Crystal structure of the ceramics were confirmed using Rietveld refinement of the x-ray diffraction (XRD) patterns. Differential scanning calorimetry (DSC) measurements revealed phase transition temperatures of 848 and 860 K for Ca9Fe(PO4)7 and Ca9Mn(PO4)7, respectively. Our ferroelectric hysteresis measurements and current electric field loops (I-E) derived from the hysteresis loops showed that the loops cannot be saturated and the direction of the electrical polarization of both materials cannot be switched up to the largest applied electric field of 100 kV/cm. Possible origins of this behaviour are discussed.
  • Article
    Citation - WoS: 9
    Citation - Scopus: 7
    Understanding the Impact of Sri2 Additive on the Properties of Sn-Based Halide Perovskites
    (Elsevier, 2022) Yüce, Hürriyet; Perini, Carlo A. R.; Hidalgo, Juanita; Castro-Mendez, Andres-Felipe; Evans, Caria; Demir, Mustafa Muammer
    Organic-inorganic halide perovskites have been identified as favorable candidates for the next generation of photovoltaics. Adding alkali metal halides to perovskite films has been shown to be a viable option to improve the perovskite film quality and to modulate their fundamental properties. In this work, we perform optical and electron-beam based characterizations of mixed Sn/Pb based perovskite films to investigate the effect of the addition of the alkaline metal halide SrI2. By analyzing structural (X-ray diffraction), morphological (Scanning Electron Microscopy), optical (photoluminescence), and chemical properties (X-ray photoelectron spectroscopy), we show a complex interplay of effects upon addition of Sr2+ into the perovskite solution. Low concentrations of Sr2+ increases lattice strain, which hints at incorporation of the additive into the perovskite lattice and improves the film optoelectronic properties. As the additive concentration increases beyond 0.5 mol %, microstrain decreases. At concentrations >0.5 mol %, Sr2+ induces significant reduction of the average domain size, which impacts both structural and optical properties of the perovskite film.