Master Degree / Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/3008

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 2600
  • Master Thesis
    Lefebvre'in Mekansal Üçlü Kuramı Üzerinden Müze Gazhane'yi Yeniden Okumak
    (2025) Baydın, Öykü; Aksugür, İpek Akpınar
    Mekân, yalnızca fiziksel olarak inşa edilen bir varlık değil; toplumsal ilişkiler, güç dinamikleri, kolektif hafıza ve gündelik pratikler aracılığıyla sürekli yeniden üretilen, tarihsel olarak katmanlanan ve her dönemde yeniden anlam kazanan bir süreçtir. Bu tez, İstanbul'un tarihsel olarak en zengin ve çok katmanlı endüstriyel miras alanlarından biri olan Hasanpaşa Gazhanesi'nin dönüşümünü incelemektedir. Uzun yıllar atıl kalan bu alanın, yerel yönetimlerin, uzmanların ve sivil inisiyatiflerin müdahaleleriyle fiziksel, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla nasıl yeniden üretildiğini; politik, kültürel ve toplumsal aktörlerin bu sürece katkılarını ve dönüşümün özgün yanlarını ortaya koymaktadır. Tezin kuramsal çerçevesi, Henri Lefebvre'in mekânın üretimi kuramına dayanmaktadır. Bu kuramsal zemin üzerinden çalışma, Gazhane'nin dönüşümünü tasarlanan, algılanan ve yaşanan mekânların etkileşimi çerçevesinde yeniden okuyarak, mekânın tarihsel ve güncel boyutları arasındaki süreklilikleri ve kırılmaları görünür kılmayı hedeflemektedir. Araştırma, arşiv ve medya taramaları, saha gözlemleri, etkinlik takvimleri ve görüşmeleri içeren kapsamlı bir nitel veri setine dayanır. Bu veriler derinlemesine ve sistematik biçimde belgelenmekte ve tasarlanan mekân (mimari projeler ve kurumsal stratejiler), algılanan mekân (gündelik pratikler ve kullanıcı ritimleri) ve yaşanan mekân (kolektif hafıza, olağandışı kamusal karşılaşmalar ve taktiksel müdahaleler) çerçevesinde üç boyutlu olarak okunmaktadır. Bulgular, gönüllü hareketlerin, kurumsal aktörlerin, tasarım ekiplerinin ve kullanıcı pratiklerinin dönüşüm süreci boyunca mekânı sürekli yeniden ürettiğini gösterir; kriz anlarında ortaya çıkan olağandışı karşılaşmalar bu üretime yeni anlam katmanları ekler ve mekânın toplumsal forum niteliğini güçlendirir. Hasanpaşa Gazhanesi'nin endüstriyel üretim döneminden günümüze uzanan çok katmanlı sosyo-mekânsal dokusunu açığa çıkarır; dönüşüm sürecini Henri Lefebvre'in mekânın üretimi kuramı bağlamında kavramsal bir yeniden okumaya açar ve kuramın açıklayıcılığını ve sınırlarını tartışmaya davet eder. Bu yaklaşım, ulusal literatürde endüstriyel mirasın toplumsal boyutuna dair kavrayışı derinleştirir ve uluslararası mekânın üretimi literatürüne Türkiye bağlamından eleştirel bir örnek sunarak yeni tartışmalar için zemin oluşturur.
  • Master Thesis
    Bentonit Kullanılarak Sirke Durultma Prosesi Üzerine Araştırmalar
    (2025) Göktaş, İge Su; Harsa, Hayriye Şebnem
    Endüstriyel boyutta üretimi gerçekleşen sirke örneklerine (elma) bentonit ile berraklaştırma işlemi beş farklı dozda (C1: düşük, C2: düşük-orta, C3: orta, C4: yüksek ve C5: çok yüksek) bentonit ile uygulanmıştır. Berraklaştırma işlemi sonrasında nihai üründe, pH, renk, bulanıklık, protein ve fenolik madde analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, bentonit ile berraklaştırma işlemi sirke için etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir. Orta-yüksek, yüksek ve çok-yüksek bentonit uygulamalarında sirkede en düşük bulanıklık değerleri elde edilmiştir. Protein değerlerindeki en düşük değer ise C4 ve C5 gruplarında yani yüksek ve çok yüksek gruplarda rapor edildi. Bu bulgular sirkedeki askıda katı maddelerin bentonit tarafından adsorbe edilerek, bulanıklığın giderilebileceğini göstermektedir. Ayrıca C4 ve C5 miktarlı bentonit uygulamalarında bile bulanıklık gideriminin sınırlı olduğu ve dalgalanmaların mevcut olabileceği gözlemlenmiştir.
  • Master Thesis
    Solanum Linnaeanum Tüylü Kök Hatlarının Geliştirilmesi ve Karakterizasyonu
    (2024) Kaya, Aysu; Doğanlar, Sami
    Solanum lınnaeanum, birçok Afrika ülkesinde geleneksel olarak tedavi edici özellikleri nedeniyle sıkça kullanılır ve Solanum melongena'nın yabani bir akrabasıdır. Fenolik bileşikler ve glikoalkaloitler de dahil olmak üzere bu bitkinin ürettiği birçok ikincil metabolit, antibakteriyel, antifungal ve antiviral özellikler gösterir. Tüylü kök kültürleri ikincil metabolitlerin üretimi ve bitkinin metabolik yolaklarının çalışılması için sıkça kullanılan bir bitki doku kültürü yöntemidir. Bu çalışmada, S. l?nnaeanum ve S. melongena eksplantlarından tüylü kök hatları oluşturmak için Agrobacter?um rh?zogenes'in agropin suşlarından biri olan ATCC 43057 kullanıldı. İstatistiksel olarak anlamlı olmamasına rağmen, transformasyon verimliliği iki tür için de hipokotil eksplantlarında kotiledon eksplantlarına göre daha yüksek olarak bulundu. T-DNA bölgesinin bitki genomuna entegrasyonu PCR ile doğrulandıktan sonra, transforme edilen tüylü kökler sıvı MS besi yerinde büyütüldü ve biyokimyasal analizler yapıldı. Analizler sonucunda, S. melongena tüylü kök hatlarıyla karşılaştırıldığında, S. l?nnaeanum tüylü kök hatlarında total fenolik (5,75 mg/g kuru ağırlık) ve total flavonoid (14,85 mg/g kuru ağırlık) içeriğinin ve total antioksidan kapasitesinin (11,45 mg/g kuru ağırlık) daha yüksek olduğu gözlemlendi. Ayrıca, myb1, HQT ve Game9 genlerinin ekspresyon analizi S. l?nnaeanum tüylü kök kültürlerinde daha fazla mRNA seviyeleri gösterdi. Bu sonuçlar, ikincil metabolit üretimi için S. l?nnaeanum tüylü kök kültürlerinin, elisitörler veya biyoreaktörler kullanılarak daha da geliştirilebilecek potansiyel bir kaynak olabileceğini göstermektedir.
  • Master Thesis
    Türkiye Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Petrol Gaz Kuyusunun Jeotermal Enerjiye Dönüştürülmesi
    (2025) Mutlu, Buse; Baba, Alper
    Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 14 terk edilmiş petrol kuyusunun kapalı devre kuyu içi ısı değiştirici (DHEX) sistemlerine dönüştürülerek sera ısıtmasında kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla, Beier ve diğerleri (2022) tarafından geliştirilen çok katmanlı zamana bağlı ısıl iletim modeli MATLAB ortamında uygulanmıştır. Stratigrafik birimler, termal özelliklerine göre tabaka bazında modellenmiştir; Mardin–Garzan karbonatları derin jeotermal ısı depolama alanı, Germav formasyonu ısıl kaybı sınırlayan örtü kaya ve Hoya–Gercüş ardalanması yüzeye yakın geçiş alanı olarak değerlendirilmiştir. Kuyu dip sıcaklık verileri, bölgesel jeotermal gradyan ve literatüre dayalı termal parametreler giriş koşulları olarak kullanılmakta, boru içi akışkan dolaşımı ise sabit debili kapalı devre işletim prensiplerine göre tanımlanmaktadır. Ek olarak, sera örtü tasarımı ve ısı kaybı hesaplamaları, polikarbon panel ve termal perde performans parametreleri ile entegre edilerek ısıtma yükü belirleme süreci modelle ilişkilendirilmiştir. Bu yaklaşım, stratigrafi-termal model ile sera ısı kaybı etkileşimini aynı mühendislik çerçevesinde birleştirerek, rezervuar akışkanını üretmeye gerek kalmadan yalnızca iletim yoluyla ısıl enerji kullanımını mümkün kılması açısından çevresel sürdürülebilirlik sağlamakta ve mevcut kuyuların yeniden değerlendirilmesine olanak tanıyan özgün bir jeotermal uygulama metodolojisi sunmaktadır.
  • Master Thesis
    Açık Plan Ofislerde Akustik Ortamın Çalışanların Bilişsel Performansı Üzerindeki Etkisi
    (2025) İçten, Gökçe; İlal, Mustafa Emre; Karcı, Zeynep Sevinç
    Çalışma ortamının özellikleri, çalışanların genel sağlık durumları ve performanslarını güçlü biçimde etkiler. Açık ofis düzenleri iletişim ve işbirliğini desteklediği için yaygın olarak tercih edilmektedir; ancak fiziksel ayrımların olmaması mahremiyet kaybı ile sürekli görsel ve işitsel uyarımlara yol açabilir. Bu bağlamda gürültü, en belirgin rahatsızlık kaynaklarından biridir çünkü sesin kontrolsüz yayılması dikkati zayıflatabilir ve psikolojik baskı oluşturabilir. Bu nedenle açık ofislerin tasarımında akustik koşulların anlaşılması ve yönetilmesi kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, iki açık ofis ortamında akustik özellikler ile bilişsel performans arasındaki ilişkiyi incelemiştir. İzQ İnovasyon Merkezi (PTR) ve Teknopark İzmir (AMS) ofislerinde üç gün boyunca ses kayıtları alınmış; LAeq ile keskinlik, gürlük, pürüzlülük ve dalgalanma şiddeti gibi psikoakustik parametreler hesaplanmıştır. Çalışanların algısal değerlendirmeleri anketlerle toplanmış, bilişsel performansları ise Stroop Testi, SART ve N-back göreviyle ölçülmüştür. Sonuçlar, AMS'de LAeq, gürlük ve keskinlik değerlerinin daha yüksek olduğunu ve çalışanların gürültüyü daha yoğun algıladığını göstermiştir. Buna rağmen AMS'de bazı bilişsel görevlerdeki hata oranları PTR'den daha düşük bulunmuştur. Keskinlik ve gürlük, rahatsızlık algısıyla pozitif ilişkiler gösterirken; pürüzlülük ve dalgalanma şiddeti dikkat değişkenliği ile daha zayıf ilişkiler sergilemiştir. Genel olarak bulgular, açık ofis akustiğinin etkilerinin çok yönlü olduğunu ortaya koymaktadır. Görev yapısı, bireysel hassasiyet ve çalışma düzeni, gürültünün performansı nasıl etkilediğini şekillendirmektedir. Çalışma, açık ofis planlamasında akustik niteliklerin kullanıcı gereksinimleri ve görev özellikleri ile birlikte ele alınmasının önemini vurgulamaktadır.
  • Master Thesis
    Tasarım ve Oyun Odaklı Düşünme Yoluyla Sürdürülebilirlik Davranışının Teşvik Edilmesi: Kent Sakinleri için Döngüsel Bir Katılım Modeli
    (2025) Angın, Defne; Talu, Nilüfer
    Sürdürülebilir şehirlere ulaşmak, özünde karmaşık, çok yönlü ve doğrusal çözümlere dirençli 'kötücül' bir sorundur. Bu tez, insan merkezli tasarım odaklı düşünme ve oyun odaklı düşünme metodolojilerinin bu zorluğun etkili bir şekilde ele alınması için nasıl kullanılabileceğini araştırmaktadır. Değer Zinciri Modeli, araştırmanın kavramsal çerçevesini oluşturarak şehri birbirine bağlı bir değer zincirleri ağı olarak konumlandırılmıştır. Şehrin en küçük işlevsel birimleri olarak kentsel haneler ve hane halkı kabul edilmiştir. Sürdürülebilirlikle ilgilenen on kişiyle yapılan derinlemesine görüşmelerle başlayan çok yöntemli bir yaklaşımla, evsel atık yönetimi birincil sorun alanı olarak ortaya çıkmıştır. Oyun odaklı düşünme ve fikir üretme tekniklerini uygulayarak, üç çözüm konsepti geliştirilmiş ve ağırlıklı bir karar matrisi kullanılarak değerlendirilmiştir. Doğrulama ve prototipleme için 'Akranlar Arası Katkı-Kazanma Döngüsel Sistemi' seçilmiştir. Kullanıcı ihtiyaçlarına göre oyun öğelerini entegre eden dijital bir platformun prototipini oluşturmak için çevik bir UX/UI tasarım süreci kullanılmıştır. Tasarım, akran etkileşimini artırmaya, katkıları ölçmeye ve gerçek zamanlı etkiyi izlemeye odaklanmıştır. Ortaya çıkan çözüm, kentsel haneleri merkezi olmayan bir sürdürülebilirlik ağı içinde aktif düğümler olarak yeniden çerçeveleyerek, kısmi öz yeterlilik ve dirençli yerel ekosistemleri teşvik etmektedir. Ürün atık yönetimine odaklannmaktadır. Genel olarak tez, insan merkezli, sistemik ve eğlenceli bir tasarım sürecinin, sürdürülebilir yaşamı hane düzeyinde nasıl daha erişilebilir, ilgi çekici ve etkili hale getirebileceğini ve nihayetinde kentsel sistemler genelinde sürdürülebilirliği nasıl ilerletebileceğini göstererek katkıda bulunmaktadır.
  • Master Thesis
    Alternatif Yakıt Türlerine Sahip Sepetli Kamyonların Karşılaştırmalı Hibrit Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi: Dizel, Dizel Elektrikli-güç Aktarma ve Elektrikli Konfigürasyonları
    (2025) Satar, Mertcan Tuğberk; Ercan, Tolga
    Ulaşım sektörü, özellikle sepetli kamyonlar gibi bakım araçları, uzun süreli rölanti çalışmaları nedeniyle çevresel ve ekonomik yüklerin önemli bir kısmına katkıda bulunmaktadır. Bu tez, Hibrit Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA) yöntemiyle üç farklı sepetli kamyonu konfigürasyonunu—geleneksel dizel, elektrikli güç aktarma ünitesi (E-PTO) bulunan dizel ve tamamen elektrikli—karşılaştırmaktadır. İşletme aşamasında doğrudan emisyonları ve maliyetleri belirlemek için süreç tabanlı bir yaklaşım uygulanmış, ayrıca Python ortamında oluşturulan çok bölgeli girdi–çıktı (MRIO) modeli, Pymrio paketi aracılığıyla EXIOBASE veritabanı kullanılarak ABD ekonomisindeki 163 sektörün dolaylı etkilerini değerlendirmiştir. Belirsizlikleri ele almak için Monte Carlo benzetimleri ve duyarlılık analizleri yapılmış, günlük rölanti süreleri, yakıt–elektrik kullanımı ve yıllık kilometre değerleri için olasılıksal bir tablo oluşturulmuştur. Sonuçlar, elektrikli kamyonun en yüksek maliyete sahip olduğunu, dizel kamyonun ise 12 yıllık yaşam döngüsü boyunca rölanti yakıt kullanımı ve motor yenilemeleri nedeniyle en fazla kirlilik yarattığını göstermektedir. E-PTO eklenmesi rölanti yakıt tüketimini ve emisyonları azaltmakta, ancak ünite ve bataryadan kaynaklanan ek maliyetler uzun vadeli bir çözüm yerine geçici bir iyileştirme sunmaktadır. Elektrikli kamyon daha yüksek bir ilk yatırım ve ilerleyen dönemde batarya değişimi gerektirmekte, fakat daha düşük yakıt ve bakım ihtiyacı yaşam boyu maliyetleri dengelemektedir. Elektrikli kamyonlar CO₂ ve NOₓ emisyonlarını neredeyse sıfıra indirirken, fosil yakıt temelli şebeke nedeniyle SOₓ ve toz emisyonları yüksek kalmaktadır. Sonuç olarak, elektrikli sepet kamyonları temiz enerjiyle kullanıldığında en büyük faydayı sağlar; dizel+E-PTO seçeneği ise sınırlı kısa vadeli kazanımlar sunar. Filo yöneticileri ve politika yapıcılar, bakım araçlarını seçerken hem doğrudan sonuçları hem de geniş etkileri dikkate almalıdır.
  • Master Thesis
    Kolorimetrik Biyosensör Uygulamaları için Hidrojel Bazlı Fonksiyonel Malzemelerin Geliştirilmesi
    (2025) Bayraktar, Ayşe Ezgi; Yıldız, Ahu Arslan
    Kolorimetrik biyosensörler, basit kullanımları ve kolay yorumlanabilmeleri sayesinde hasta-başı (PoC) uygulamaları için en uygun araçlardır; diğer optik biyosensörler ise genellikle hacimli cihazlar gerektirir ve karmaşık ölçüm çıktıları verir. Ancak, kolorimetrik biyosensörlerin düşük hassasiyetleri, bu sistemlerin yaygın kullanımını sınırlamaktadır. Hidrojeller, üç boyutlu gözenekli ağ yapıları ve sağladıkları sulu mikroortam sayesinde biyosensörlerin hassasiyet ve stabilitesini artırmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, glikoz tayini için Ayva Çekirdeği Hidrojeli (QSH) tabanlı kolorimetrik biyosensör geliştirilmiştir. Platformların mekanik dayanımını artırmak için karboksimetil selüloz (CMC) kullanılmıştır. Bu platformlar, EDC-NHS kimyası aracılığıyla glikoz oksidaz (GOX), horseradish peroksidaz (HRP) ve 3,3',5,5' tetrametilbenzidin (TMB) ile fonksiyonlandırılmıştır. Transparan QSH/CMC hidrojellerinde oluşan mavi rengin yoğunluğu glikoz konsantrasyonu ile doğru orantılı olup kolay ve kullanıcı dostu bir tayin sağlamaktadır. QSH/CMC hidrojellerin konsantrasyonları ve çapraz bağlayıcı oranları, sensörlerin deneyler sırasındaki işlenebilirliğini iyileştirmek için optimize edilmiştir. Geliştirilen QSH/CMC hidrojellerinin biyosensör olarak kullanımına uygunluğunu değerlendirmek için mekanik, FTIR, SEM, şişme kapasitesi, salınım kapasitesi, ve protein adsorpsiyonu analizleri gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen QSH/CMC biyosensörü, ultra saf su (UPW) ve yapay ter ortamlarında test edilmiş; deteksiyon limitleri (LODs) sırasıyla 0.055 ve 0.067 mM olarak hesaplanmıştır. Sükroz, galaktoz ve askorbik asit ile yapılan seçicilik analizinde, platformun glikoza özgül olduğu ve askorbik asitin güçlü bir interferant olduğu gösterilmiştir. Biyosensör, 4oC'de saklandığında iki hafta boyunca stabilitesini korumuştur. Geliştirilen QSH/CMC kolorimetrik biyosensörlerin, hasta başı testi olarak taşıdığı potansiyel gösterilmiş olup, ileri çalışmalarla vücut sıvılarındaki glikoz seviyelerini takip edebilecek giyilebilir bir platform tasarlanabileceği öngörülmüştür.
  • Master Thesis
    Seri-Elastik-Eyleyicili Bir Ameliyat Robotunun Kontrolcü Tasarımı
    (2025) Özkurt, Batuhan; Dede, Mehmet İsmet Can
    Mekanik esneklik özelliği sayesinde darbeye karşı dayanımı arttırabilen, enerjinin güvenli bir biçimde depolanıp salınmasına imkan tanıyan, stabil kuvvet kontrolünü destekleyen ve çevresel zararı düşüren seri elastik eyleyiciler, insan-robot etkileşimi uygulamalarında sıklıkla kullanılmaktadır. Fakat onu kendiliğinden güvenli kılan bu özellikleri aynı zamanda bazı durumlarda çevre için bir riske de dönüştürebilir. Özellikle, ani temas kaybı elastik elemanda depolanan enerjinin serbest kalmasına ve serbest salınımların uyarılmasına yol açabilir. Bu tezde hedef, temas kaybından dolayı oluşan salınımların hızla sönümlenmesi ve sistemin temas kaybından önceki konumuna tekrar edilebilir bir biçimde geri getirilmesidir. Bu amaçla, viskoz sürtünmeli, iki ataletli spiral yaylı model tek serbestlik dereceli bir deney düzeneğinde kurulmuş ve konum hatasına integral etkisi eklenmiş bir Doğrusal Kuadratik Düzenleyici denetleyiciyle kontrol edilmiştir. Temas kaybı senaryosu bir servo fren ile simüle edilmiştir. Deneyler ve simülasyonlar denetleyicinin performansını doğrulamaktadır. Simülasyonlar Doğrusal Kuadratik Düzenleyici ağırlık matris seçimindeki avantajları ve dezavantajları göstermekte, kurulan deney düzeneğinde farklı başlangıç yay sapmalarında gerçekleştirilen ani temas kaybı deneyleri ise önerilen denetleyicinin performansını karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Sonuçlar model tabanlı bir denetleyicinin temas kaybı sonrasında tekrarlanabilir bir biçimde salınımları sönümleyip sistemi eski pozisyonuna geri götürebildiğini göstermektedir.
  • Master Thesis
    Yağ-Su Ayrımı için Kirlenmeye Dirençli Selüloz Membranların Geliştirilmesi
    (2025) Ediz, Simel; Altınkaya, Sacide
    Yüksek kimyasal kararlılığa sahip yağ–su emülsiyonları endüstriyel atıksuların önemli bir kısmını oluşturmakta ve geleneksel arıtma yöntemleri ile etkin bir şekilde arıtılamamaktadır. Membran teknolojileri, düşük enerji tüketimi ve yüksek ayırma verimi ile sürdürülebilir bir alternatif olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, önce buhar maruziyeti ardından çözücü olmayana daldırma ile tetiklenen faz ayrımı (VNIPS) yöntemi kullanılarak çevre dostu ve çözücüye dayanıklı selüloz membranları üretilmiştir. Tezin ilk bölümünde, ön buharlaştırma süresi, sıcaklık, bağıl nem, ısıl işlem koşulları ve deasetilasyon ortamı gibi membran üretim parametrelerinin gözenek yapısı, geçirgenlik ve seçicilik üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise, üretilen membranların kirlenmeye karşı dirençleri model çözelti olarak toluen-su emülsiyonu kullanılarak değerlendirilmiştir. En yüksek performansı gösteren membran, gerçek rafineri atıksu örnekleri ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, VNIPS yöntemiyle ve ısıl işlemle oluşturulan gözenekli yapının membran geçirgenliği ile seçiciliği dengelemede kritik bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Ayrıca, membranların çözücü olmayan banyoya daldırılmadan önce buhar fazına maruz bırakılması kirlenme dirençlerini önemli ölçüde iyileştirmiştir. Yüzeylerinin daha hidrofilik bir karaktere sahip olmasından dolayı deasetilasyon işlemi sonucu elde edilen selüloz membranları selüloz asetat membrana göre yağ-su ayrımında daha fazla kirlenme direnci göstermiştir. Genel olarak, sonuçlar VNIPS temelli membran üretim yaklaşımının, yağ–su emülsiyonu arıtımı için sürdürülebilir, yüksek performanslı membranların geliştirilmesinde güçlü bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir.