TR Dizin İndeksli Yayınlar / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/7149

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 34
  • Publication
    Connexin26 Mutasyonlarının Neden Olduğu Kid Sendromunda Gözlenen Epidermal Fenotiplerin Oluşmasında Nf-kb Yolağının Rolünün Araştırılması
    (2024) Özçivici, Gülistan Meşe; Yavuz, Büşra; Yıldırım, Meryem Azra; İnal, Ece; Ünal, Yağmur Ceren; Elgin, Resul Gökberk; Öz, Sercan
    Connexinlerin oluşturduğu gap junctionlar ve yarım kanallar insan vücudunda deri gibi bir çok doku ve organın normal olarak faaliyetlerini devam ettirmesinde önemli görevler üstlenirler. Connexin26 (Cx26) mutasyonları hem sendromik olmayan sağırlığa hem de keratitis-ichthyosis-deafness (KID) sendromu gibi deri hastalıklarıyla bağlantılı sendromik sağırlığa neden olmaktadır. Sendromik sağırlığa neden olan mutasyonlar Cx26?nın yeni fonksiyonlar kazanmasına neden olmakta, ancak bunun epidermal hücrelerin fizyolojisini nasıl etkilediği tam olarak bilinmemektedir. Bu projede, KID sendromuna neden olan Cx26-G45E ve Cx26-D50Y mutasyonları ile Cx26-WT içeren HaCaT keratinosit hücrelerinde mutasyonların NF-?B sinyal yolağı moleküllerinin ifadelerine ve NF-?B yolak aktivitesindeki değişimlere etkileri araştırılmıştır. Ayrıca, hücre içi ve hücre dışı kalsiyum konsantrasyonlarının azaltılmasının bu mekanizmalara etkileri sırasıyla BAPTA-AM ve BAPTA kalsiyum çekici molekülleri uygulaması sonucunda incelenmiştir. Son olarak, hücrelerde NF-?B yolağının inhibisyonunun hücrelerin canlılık/çoğalmaları, hücre döngüsü, hücre ölümü ve hücrelerin farklılaşmalarına etkileri tespit edilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda, Cx26-D50Y içeren hücrelerde RelB ve c-Rel mRNA ifadesi azalmış, buna karşılık NF-?B yolak aktivitesi artmıştır. Buna karşılık, Cx26-G45E mutasyonunda yolak moleküllerinin ifadelerinde farklılık gözlenmezken yolak aktivitesi azalmıştır. Ayrıca, p65?in Cx26-G45E hücrelerinde Cx26-WT ve Cx26-D50Y?ye kıyasla hem sitoplazmada hem de çekirdekte bulunduğu ve c-Rel proteinin her iki mutasyonda çekirdekte lokalize olduğu tespit edilmiştir. Hücre içi kalsiyumun azalmasının Cx26 overekspresyonu olan hücrelerde RelB?nin çekirdeğe geçişini artırdığı gözlenmiştir. Ayrıyeten, hücre dışı kalsiyumun Cx26-D50Y hücrelerinde p65 ve c-Rel mRNA ifadesini azalttığı tespit edilmiştir. NF-?B inhibisyonu MTT çalışmalarında hücre canlılığını/çoğalmasını azaltmış, ancak, hücre proliferasyonu, döngüsü ve apoptozunu etkilememiştir. Buna karşılık, Cx26-G45E içeren hücrelerde farklılaşma belirteci cytokeratin 10 ve involucrinin arttığı ve cytokeratin 10?daki artışın NF-?B sinyal yolağının inhibisyonu ile azaldığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, Cx26 KID sendromu mutasyonlarının NF-?B sinyal yolağına farklı şekillerde etkilerinin olduğu ve bunun hastalarda mutasyona özgü gözlenen epidermal fenotiplerin gelişmesinde rol oynayabileceği değerlendirilmiştir.
  • Publication
    Sisplatin İle İndüklenen Gtf2a1-as Uzun Kodlamayan Rna?sının Apoptoza Etkisinin Hela Hücrelerinde İncelenmesi
    (2023) Akgül, Bünyamin; Dondurur, Ahmet Batuhan; Yurtsever, Yiğit
    Apoptoz, hücresel içeriklerin parçalandığı ve apoptotik cisimlerde biriktiği, programlanmış hücre ölümünün farklı bir modudur. Genomun büyük çoğunluğu kodlayıcı olmayan RNA'lardan oluşur. Kodlamayan RNA'lar, uzunluklarına bağlı olarak, örneğin, 200 nükleotitten uzun olan, uzun kodlamayan RNA?lar (ukmRNA) gibi, gruplara ayrılabilir. Bu RNA?ların kanser ve insan hayatını kritik derecede etkileyen diğer hastalıkların gelişimi ve tedavisinde önemli rolleri olduğu kanıtlanmıştır. UkmRNA'ların apoptoz üzerindeki etki mekanizmaları arasında, transkripsiyon faktörlerinin aktivitesini modüle etmek, miRNA'ları düzenlemek ve kromatin değiştirici gibi histon mekanizmalarıyla ilgili proteinlerle etkileşime girerler. Bu açıdan, sisplatin ile muamele edilmiş HeLa hücrelerinden elde edilen transkriptomik verilerde, karakterize edilmemiş ve yeni bir uzun kodlamayan RNA olan GTF2A1-AS, yüksek oranda eksprese edilen ukmRNA'lardan biri olarak bulunmuştur. GTF2A1-AS'nin hücre içerisindeki potansiyel rolü, GTF2A1-AS susturulması yoluyla sağlanan transkriptomik veriler aracılığıyla araştırılmıştır. Spesifik gen kümelerinin, ?Homolog Rekombinasyon Yoluyla Kusurlu Homolojiye Yönelik Onarım? yolağında ağırlıklı olarak yoğunlaştığı bulunmuştur. Bu süreçte DNA hasar yanıt proteinleri olarak bilinen BRCA1/2, RAD50, RAD51, PALB2 proteinleri yardımıyla çift zincir kırıkları onarılır. Böylece, bu transkriptomik verilerini doğrulamak için DNA hasar yanıtı ile ilgili genler seçilmiştir. Bu bilgiler ışığında GTF2A1-AS susturulması, HeLa hücrelerinde erken apoptozda artış ile sonuçlanmıştır. Ayrıca sisplatin ile birleştiğinde özellikle geç apoptozu etkileyerek HeLa hücrelerinin sisplatine karşı hassasiyetine yol açmıştır. Sonuç olarak, bir sisplatin indüklenebilir ukmRNA olarak GTF2A1-AS, HeLa hücrelerinde apoptozu ve kemosensitiviteyi düzenlemektedir.
  • Publication
    Mikroyosun Üretiminde Biyolojik Olarak Kirlenmeyen Akıllı Fotobiyoreaktör Üretimi
    (2023) Cengiz, Uğur; Haznedaroğlu, Berat Zeki; Küçüker, Mehmet Ali; İpsalalı, Özde; Belen, Sema Nur; Durmaz, Fatma Gülçin; Güneş, Kaniye
    Dünyamızda son zamanlarda karşılaşılan doğa olayları, iklim değişiklikleri ve bunlara ek olarak son pandemi süreci insanoğluna sürdürülebilir gıdanın önemi ve gerekliliğini net bir şekilde hatırlatmıştır. Bu yüzden alternatif sürdürülebilir gıda kaynaklarına olan arayış son zamanlarda bilim insanlarının ilgi odağı haline gelmiştir. Yosunlar gün ışığı altında fotosentez yaparak açık ve kapalı sistemlerde üretilebilir. Gıda ve ilaç gibi saf ürünlerin üretilmesinde tür çeşitliğinin kontrolü açısından kapalı sistemlere ihtiyaç vardır. Ancak, kapalı sistemlerde mikroyosunların büyümesi sırasında reaktör yüzeyine yapışıp biyofilm oluşturma gibi bir dezavantajı vardır. Biyofilm oluşumu da güneş ışınının reaktör içerisine girmesini engeller. Ayrıca, biyofilm varlığı hasat sonrası reaktörün bazı kimyasallar ile temizlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Reaktörün temizliği hem zaman hem de maddi kayıpla birlikte temizlik esnasında kullanılan kimyasalların ve fazla su tüketimi yüzünden çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bu problem, mikroyosun üretiminde kullanılan reaktör yüzeyinin modifiye edilerek, üretim sırasında yosunların bu yüzeye yapışması engellenerek çözülebilir. Bu projede yapısında OH grupları olan yüksek yüzey enerjili monomerler ve polimerlerden oluşan yeni Ormosil kaplamalar üretilmiştir. Bu kaplamalar daldırma tekniği ile mikroskop camı yüzeyi kaplayıp açık havada hidrofilik, su altında süperoleofobik yüzeyler üretilmiştir. Mekanik ve kimyasal testlerden geçen yüzeyler, biyopolimer içeriği fazla, tatlı su mikroyosunları olan Chlorella vulgaris, Chlorella sorokiniana, Ettlia oleoabundans ve deniz suyu türü olan Nannochloropsis sp ile adezyon testine tabi tutulmuştur. Bu test yüzeyin hasat süresince mikroyosun içerisinde bekletilip her geçen gün yüzeyde oluşan biyofilm miktarının ölçülmesi ile yapılacaktır. Yapılan deneysel ve model sonuçları karşılaştırılarak mikroyosun yapışmasını engelleyen en iyi yüzey sentezi sonucunda proje nihai hedefi olan ?mikroyosunlara karşı biyolojik olarak kirlenmeyen ve hasat sonrası temizlenme ihtiyacı duyulmayan akıllı reaktör tasarımı? için fotobiyotakörler özel bir düzenekte daldırma tekniğinin tersi bir şekilde kaplanmıştır. Daha sonra kaplanmış ve kaplanmamış PBR içerisinde seri mikroyosun üretimi yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonunda en fazla protein içeriği olan Chlorella vulgaris? in seri üretiminde modifiye fotobiyoreaktörün kaplanmamışa göre % 50 daha az kirlendiği bulunmuştur. Proje Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde yürütülmüştür. Proje danışmanı Boğaziçi Üniversitesi, Çevre Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi ve aynı zamanda İstanbul Mikroyosun Biyoteknolojileri Araştırma ve Geliştirme Birimi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Berat Z. Haznedaroğlu?dur. Kendisi kullanılması planlanan mikroyosun türleri için saf türün sağlanmasında ve tecrübe aktarımında proje ekibine destek olmuştur. Proje araştırmacısı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Küçüker, uzmanlık alanı mikroyosun üretimi ve teknolojileri üzerinedir. Kendisi cam kaplamaların ve sonrasında fotobiyoreaktörlerin mikroyosun türlerine karşı yapışma testlerini yapmıştır. Proje yürütücüsü polimer sentezi ve uygulamaları ile polimerik yüzeylerin ıslanabilirlik davranışları üzerine uzmandır. Kendisi tüm kaplama çözeltilerinin üretilmesinde ve kaplamların yapılmasında, ıslanabilirlik testleri ile mekanik ve kimyasal datanım testlerin yapılmasından sorumludur. Önerilen bu projede bir lisans (star bursiyer) bir yüksek lisans (Ocak ayında mezun olacak) ve iki de doktora öğrencisi (biri biyolojik kirlenme üzerinde diğeri polimer sentezi ve karakterizasyonu üzerinde) çalışmışlardır.
  • Publication
    Obezite Kontrolü İçin Müsin/mukus Tabakasını Destekleyici Potansiyel Probiyotikler Üzerine Araştırmalar: Akkermansia Muciniphila'nın Gelişimini Teşvik Edici Bir Gastrointestinal Ortam
    (2022) Harsa, Hayriye Şebnem; Albayrak, Çisem Bulut; Kamber, Aslıhan
    OBEZITE KONTROLÜ İÇİN MÜSiN/MUKUS TABAKASINI DESTEKLEYICI POTANSİYEL PROBİYOTİKLER ÜZERINE ARAŞTIRMALAR: AKKERMANSIA MUCINIPHILA?NIN GELİŞİMİNİ TEŞVİK EDİCİ BİR GASTROİNTESTİNAL ORTAM Bu projenin amacı, probiyotik özelliklere sahip laktik asit bakterilerinin (LAB) anti-obezite adayı olarak Akkermansia muciniphila'yı destekleme potansiyelini araştırmaktır. Geleneksel yollarla elde edilen laktik asit bakterileri; gastrointestinal koşullarda stabilite, müsin/mukus kullanmama özellikleri, müsin varlığında büyüme, müsin/mukus tabakasına yapışma, biyofilm oluşumu, laktat üretim yetenekleri, antimikrobiyal özellikleri, HT-29 hücresine bağlanma ve müsin/mukus kalınlığını artırma yetenekleri açısından değerlendirilmiştir. Gastrointestinal koşullara tolerans gösteren 17 laktik asit bakterisinin 6?sı zeytin izolatı olup 40 LAB suşu arasından seçilmiş ve müsin miktarını artırma potansiyelleri vb. daha ileri yetenekleri için analiz edilmiştir. Bu bakterilerin çoğu (17 bakterinin 13'ü) simüle mide sıvısında 106-108 KOB/mL aralığında canlı kalmış ve simüle bağırsak sıvısında ise 105-107 KOB/mL aralığında canlılıklarını sürdürmüştür. Bununla birlikte, 6 referans ve 7 L. bulgaricus izolatı müsini kullanmamış ve müsin varlığında ya hiç büyümemiş ya da ihmal edilebilir büyüme göstermiştir. Buna ek olarak, 17 bakteriden 13?ü müsin tabakasına %41.03-65.37 arasında değişen oranlarda bağlanmıştır. Ayrıca, değişen düzeylerdeki biyofilm oluşum etkinlikleri de bu bakterilerin varlığını ve bağırsak hücrelerine yapışmasını destekleyebilir. 7 LAB tarafından değişen miktarlarda (6.51-18.17 g/L) laktat üretilmiştir ve bu yetenek, mukus yolunu desteklemek için bir diğer önemli kriterdir. Tüm bu suşlar HT-29 hücre hattına bağlanmış ve kontrol ile karşılaştırıldığında müsin kalınlığında önemli artış göstermiştir. Bu çerçevede, geleneksel fermente ürünlerimizden saflaştırılan zeytin, peynir, yoğurt izolatları ve referans laktik asit bakterileri o.ü çeşitli kaynaklardan izole edilmiş 6 LAB, istenilen özellikleri sağlayarak obezite karşıtı prototip adayı olarak seçilmiştir.
  • Publication
    Altıgen Bor Nitrür Temelli Tek-foton Kaynaklarının Grafen ve Fotonik Mikro Kavitelerle Etkileşimi
    (2021) Ateş, Serkan; Ağlarcı, Furkan
    Projenin konusu hBN içerisinde bulunan kusur merkezlerinin ışıma dinamiğinin kontrolü üzerinedir. Optik olarak uyarılmış kusur merkezlerinin temel enerji seviyesine sönümlenmesi ışımalı veya ışımasız olabilmektedir. Işımalı sönümlenmenin toplam sönümlenmeye oranı ise kusur merkezlerinin kuantum verimini vermektedir. Birim zamanda üretilen foton sayısını kontrol edebilmek bu sönümlenme oranlarının kontrolü ile mümkündür. Bu amaçla, ilk olarak önce hBN kusur merkezleri ile grafen arasında resonant enerji transferi üzerine çalışmalar yapıldı. Temel optik özellikleri çalışılan çok sayıda kusur merkezi içeren örnek üzerine taşınan tek-katman kalınlığında grafen sonrası aynı kusur merkezlerinin ışıma özellikleri aynı koşullar altında tekrar incelenerek tek-kuantum ışıyıcı mertebesinde rezonant enerji transferi ilk defa gösterildi. Ayrıca, grafen katman sayısın rezonant enerji transferine etkisi de sitematik çalışmalar ile gösterildi. Son olarak hBN örnekler üzerine taşınan grafenin bir iyonik çözelti yardımıyla katkılanması sağlanarak Fermi enerjisi kontrol edildi ve enerji transferinin Fermi enerji seviyesine bağlı davranışı incelendi. Aynı kuantum ışıyıcı ile ilk defa yapılan çalışmalar neticesinde grafen öncesi ve sonrası olmak üzere tek-foton mertebesinde tersinir bir enerji transferi mekanizmasını gösteren bir aygıt geliştirilmiş oldu. Buna ek olarak, yine kusur merkezlerinin hem ışımalı hem de ışımasız geçiş oranını kontrol etmek amacıyla kullanılabilecek plazmonik aygıtların tasarımı yapıldı. Bu amaçla zamanda sonlu farklar yöntemi (FDTD) ile literatürden bilinen gerçekçi parametreler kullanılarak geliştirilen gümüş yarım küre geometrisine sahip nano antenlerin hBN kusur merkezlerinin ışıma oranlarını artırabilme potansiyeli ortaya kondu.
  • Publication
    Kurkumin ve Beta-karotenin İnce Bağırsak Karma Misellerinde Çözünme Mekanizmaları ve Bu Olaya Etki Eden Faktörlerin Moleküler Dinamik Simülasyonlar ile İncelenmesi
    (2021) Bayramoğlu, Beste; Tunçer, Esra; Özuysal, Mustafa
    Beslenme düzenimiz insan sağlığına faydalı olduğu bilinen karotenoidler, kurkuminoidler, çoklu doymamış yağ asitleri ve yağda çözünen vitaminler gibi pek çok biyoaktif bileşeni içeren gıdalardan oluşmaktadır. Bu gıda bileşenlerinden birçoğunun koroner kalp hastalıkları, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi hastalıkların görülme sıklığını düşürme gibi normal besinsel fonksiyonlarının üzerinde sağlığa faydalı etkiler gösterdiği bilinmektedir. Kurkumin ve ß-karoten, kalp rahatsızlıklarının, çeşitli kanser türlerinin ve göz bozukluklarının önlenmesine yardımcı olan önemli lipofilik biyoaktif maddeler arasındadır. Son zamanlarda bu tür lipofilik bileşenlerin ticari fonksiyonel gıda ve içecek ürünlerinde kullanılmasına yönelik ilgi giderek artmaktadır. Ancak, lipofilik yapıları bu moleküllerin bahsi geçen şekilde kullanımlarını sınırlandırmaktadır. Günümüzde pek çok bilimsel çalışma bu tür bileşenlerin biyoyararlılığını arttırmaya yönelik çeşitli kolloidal taşınım sistemlerinin tasarımı üzerine yönelmiştir. Lipofilik biyoaktiflerin emilimlerinin, on iki parmak bağırsağında (duodenum), içerisinde çözündükleri karma miseller yoluyla gerçekleştiği bilinmektedir. Dolayısıyla, kurkumin ve ß-karotenin biyoerişebilirliklerinin, biyoyararlılıklarını belirleyen kilit aşamalardan bir olduğu söylenebilir. Bu projenin amacı, bu kilit aşamaya dair moleküler düzeydeki mekanizmaların açığa çıkarılması, karma misellerde çözünmeyi etkileyen faktörlerin ve oluşan sistemlerin detaylı yapısal özelliklerinin çok-ölçekli moleküler dinamik (MD) simülasyonlar aracılığıyla incelenmesidir. Çalışmada ele alınan etmenler safra lipitleri konsantrasyonu (açlık ve tokluk koşulları), yağ asitlerinin varlığı ve çeşidi, çözünme sırasında ß-karoten ve kurkuminin birbirleriyle olası etkileşimleri olmuştur. Simülasyonlar açık erişim bir yazılım olan GROMACS simülasyon paketi ile gerçekleştirilmiştir. İnce bağırsak sıvı ortamı için oluşturulan model sistemde safra tuzu olarak kolat; fosfolipit olarak POPC (1-palmitoyl-2-oleoyl-sn-glycero-3-phosphocholine) kullanılmıştır. Yağ asitlerinin kuyruk uzunluğu ve doygunluk derecesinin sürece etkilerinin araştırılması amacıyla, çalışmada laurik asit, stearik asit ve linoleik asit kullanılmıştır. Projede elde edilen sonuçlar, açlık ve tokluk koşullarındaki karma miseller arasındaki yapısal farklılıkları, ß-karoten ve kurkuminin bu misellerde çözünmesinde yağ asidi faktörünün etkilerini ve bu lipofilik bileşenler arasındaki etkileşimin misel boyutuna bağlı olarak gerçekleşebileceğini ortaya koymuştur. Çalışmada edinilen bulguların kurkumin ve ß-karoten içeren etkili kolloidal taşınım sistemlerinin tasarımı çalışmalarına katkısı olacaktır.
  • Publication
    Kuru İncir İşleme Atıkları, Yan Ürünleri ve Hurdalarından Pektin Üretimi: Pektin Ekstraksiyonun Optimizasyonu ve Moleküler, Fonksiyonel ve Sağlık Üzerindeki Etkilerinin Karakterizasyonu
    (2021) Yemenicioğlu, Ahmet; Güleç, Şükrü; Büyükkileci, Ali Oğuz; Çavdaroğlu, Elif; Başer, Filiz
    Kuru incir içerdiği çözünür pektin lifi nedeniyle başta gastrointestinal fonksiyonlar olmak üzere insan sağlığına olumlu etkileri ile bilinmektedir. Bu projenin amacı literatürde ilk kez kuru incir işletme atıkları ile düşük kaliteli meyvelerden pektin üretimi ve karakterizasyonudur. Pektin farklı sıcaklıklarda (25o, 50 o ve 95 oC) ve sürelerde (1, 3 ve 6 saat) sitrik asitle (%1, %3 ve %6 SA) ekstrakte edilmiş, etanol yıkama-çöktürme işlemiyle saflaştırılmış ve liyofilizasyonla kurutulmuştur. Optimum koşullarda (95 oC?de %6 SA ve 1 saat) verim incir sapı pektini (PEK-İS) için %11,7, ezmeye işlenen düşük kalite incir pektininde (PEK-İ) ise % 9,4 olarak belirlenmiştir. Hurda incir ve diğer atıklarında ise pektin verimi PEK-İ?ninkine benzerdir. Ekstraksiyonda selülaz enzimi kullanımı pektin kalitesini artırsa da verimi düşürmüş (en fazla %5,5), ultrasonik ekstraksiyonda ise uygulanamayacak kadar şiddetli ve uzun sürede verim yalnızca sınırlı artış göstermiştir (en fazla %12,4). PEK-İS ve PEK-İ için galakturonik asit (GA), esterleşme derecesi (DE) ve asetilasyon düzeyleri sırasıyla %32, 50, 11.5, ve %20, 39, 7.5 olarak belirlenmiştir. PEK-İS ve PEK-İ için elde edilmiş şeker bileşimleri ve PEK-İS için elde edilmiş moleküler ağırlık parametreleri incir pektininin turunçgil pektininden kısmen farklı moleküler özellikleri olduğunu göstermiştir. PEK-İS ve PEK-İ?nin fonksiyonel özellikleri farklı konsantrasyonlardaki jelleşme kapasitesi, emülsiyon kapasitesi ve stabilitesi, köpük kapasitesi ve stabilitesi, su ve yağ tutma kapasitesi, viskozite ve yenilebilir film oluşturma kapasiteleri ölçülerek belirlenmiştir. Genel olarak PEK-İS? in fonksiyonel özellikleri PEK-İ?ye göre daha üstündür. Ayrıca, PEK-İS emülsiyon stabilitesi ve su bağlama yeteneği ticari turunçgil ve elma pektinine göre daha yüksektir. PEK-İS prebiyotik, anti-diyabetik ve antikanserojenik etkiler göstermiştir. Ayrıca, PEK-İS? in yoğurda ilave edildiği zaman antidiyabetik etkisini koruduğu in-vitro hücre bağırsak modelinde gösterilmiştir. Buna göre incir sap atıklarının katma değeri yüksek pektin üretiminde değerlendirilmesi ve üretilen pektinin fonksiyonel gıda üretiminde kulllanılması uygundur. Bu projenin uygulamaya aktarılmasıyla kuru incir üretiminin sağladığı ekonomik katkıların artırılması ve ülke ekonomisine ilave girdi sağlanması mümkündür.
  • Article
    Edible Film Production From Effluents of Potato Industry Incorporated With Origanum Onites Volatile Oils and Changes Its Textural Behaviors Under High Hydrostatic Pressure
    (2021) Evrendilek, Gülsün Akdemir; Bulut, Nurullah; Uzuner, Sibel
    Development and characterization of edible film incorporated with Origanum onites volatile oil from the effluents of potato industry, determination of changes on its textural properties of force and elongation at break (EAB) under high hydrostatic pressure (HHP) in addition to its antimicrobial effect against Escherichia coli O157:H7 and Salmonella Enteritis were prompted. The optimum operational conditions under HHP for maximum force and EAB were achieved with 350 MPa pressure, 8 min operational time, and addition of 45 μL O. onites volatile oil concentration (VOC). Inhibition zones for S. Enteritis and E. coli O157:H7 at the optimum conditions were 1.7 ± 0.109 and 2.386 ± 0.07 cm, respectively. Textural properties of force and EAB of the HHP-processed films ranged from 2.27 ± 0.52 to 5.23 ± 0.79 N, and from 7.47 ± 1.68 to 15.71 ± 0.65 mm, respectively. Thermal transition of the edible film was observed at 86.77°C for 7.19 min. The microscopic observation of the film surfaces shoowed homogenous and translucent structure. The improved textural properties with HHP and VOC revealed that it carries a potential to be used as a food packaging material.
  • Article
    Bir Kinestetik Haptik Cihazın Dinamik Analizi
    (2018) Ceccarellı, Marco; Maaroof, Omar W.; Dede, Mehmet İsmet Can
    Bu makalede R-CUBE mekanizması ve seri küresel bilek mekanizmasını temel alan bir hibrit-yapılı kinestetik haptik cihaz üzerinde durulmuştur. Cihaz noktasal teması kullanıcıya hissettirmesi için tasarlanmıştır. Dolayısı ile, sadece üç-boyutlu kuvvetler kullanıcıya R-CUBE mekanizması üzerinden iletilmiştir. Bu makale, mekanizmanın kabiliyetinin daha iyi anlaşılması ve ilerideki çalışmalarda haptik denetleyicisinde kullanılması için, RCUBE mekanizmasının yarı-statik kuvvet analizini, yerçekimi etkisi telafisi hesaplarını ve dinamik analizini sunmaktadır. Çıkarılan dinamik denklemler kullanılarak haptik uygulama senaryolarında gerekli eyleyici torkları incelenmiştir.
  • Article
    Türkçedeki Roman Dilinden Alıntılar: İzmir Ağzı Örneği
    (2024) Gönülal, Yasemin Özcan; Uştuk, Ozan; Uştuk, Ozan; Özcan Gönülal, Yasemin
    Farklı kültürlerin birbirlerine öğrettikleri “bilgi”, sözcüklerde yaşar ve ortak iletişim dilinin söz varlığını oluşturur. Bir kentte kullanılan sözcüklerin gelecek nesillere aktarılmadan kaybolması ise kültürel mirasın kaybı anlamına gelir. Bu durum kent tarihi, kültürü, sosyolojisi ve diyalektolojisi açısından bir yoksullaşma olarak yorumlanabilir. Türkiye ve çalışmaya örneklem olan İzmir’de Rom, Dom ve Lom gruplarının konuştuğu Roman dili (Romani, Romanes) tehlike altındaki diller arasında gösterilmektedir. Romanların Anadolu’ya ne zaman ve hangi tarihte geldiğine dair elimizde kesin bilgiler bulunmamakla birlikte takip edebildiğimiz kadarıyla 16. yüzyıldan beri İzmir’de Türklerle birlikte yaşamaktadırlar. Bu çalışmada, İzmir Romanlarının İzmir ağzına katkılarından bazıları ortaya konmuş, bu alıntılar arasından Türkçe sözlüklerde eksik kalan kayıtlar tespit edilerek bu kayıtların sözlüklere dâhil edilmesi önerilmiştir. Çalışmada ayrıca İzmir ağzında yaşamaya devam eden bu sözcükler üzerinden “tehlikedeki diller” statüsünde olan Roman diline dikkat çekilmek istenmiş ve Roman dilinden başka dillere geçen sözcüklerin de araştırılması gerektiği konusunda literatürdeki eksiğe katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma İzmir’de yaşayan Roman topluluklarının dilinden Türkçeye geçen sözcüklerin irdelenmesi yoluyla hem Türkçenin söz varlığına bir katkı hem de kaybolmakta olan Roman dilinin somut olmayan kültürel mirasını taşıyan bazı sözcüklerin unutulmadan kayda geçirilmesi için bir çaba olarak değerlendirilebilir.