TR Dizin İndeksli Yayınlar / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/7149

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 49
  • Article
    Türkiye’de İmalat Sanayi Coğrafi Yoğunlaşması ve Değişimi
    (2024) Elburz, Zeynep
    Sanayi coğrafyası, bölgesel ekonomilerin işleyiş ve içeriklerini anlamada ve özellikle son dönemde sürdürülebilir kalkınma politikaları oluşturmada önemli bir role sahiptir. 2000 sonrası gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sanayinin yer seçiminde görülen değişimler konuya olan ilgiyi artırmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde 2008 krizi sonrasında sanayisizleşmenin etkilerinin azaldığı ve bazı bölgelerde yeniden sanayileşmenin görüldüğü belirlenmiştir. Bu çalışmada Türkiye’deki imalat sanayinin dağılımı ve bu dağılım son yıllardaki değişimini ele almaktadır. Bu çalışmada 2014-2022 yılları arasında SGK ve TÜİK’den elde edilen imalat sanayi istihdamı ve imalat sanayinin GSYİH içindeki payı verileri kullanılmıştır. İlk aşamada Location Quotient (LQ) analizi kullanılarak imalat sanayinin genel durumu ve dağılımı tespit edilmiş böylece kazanan/kaybeden, güçlenen/zayıflayan bölgeler belirlenmiştir. Ardından Shift-Share analizi uygulanarak bölgelerdeki rekabet gücü ve dağılımı (Bölgesel Değişim) incelenmiştir. Son aşamada ise mekansal otokorelasyonun varlığı düşünülerek mekansal istatistik yöntemleri tercih edilmiştir. Moran’s I ve LISA kümelenme haritaları ile sanayi kümeleri ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlar ile Türkiye sanayi coğrafyasında yapısal bir dönüşüm gerçekleşip gerçekleşmediği ve bunun bölgesel etkilerinin neler olduğunun ortaya çıkması hedeflenmektedir.
  • Publication
    Ankilozan Spondilit'in Moleküler ve İmmün Patogenezinin İncelenmesi
    (2024) Atagündüz, Mehmet Pamir; Yalçın, Talat; Erzik, Can; Akçapınar, Günseli Bayram; Dilek, Yunus Emre; Özkaya, Şeyma Çolakoğlu; Gülmez, Merve
    Kronik inflamatuvar ve otoimmün bir eklem hastalığı olan Ankilozan Spondilit (AS), özellikle genç erkeklerde görülen ve omurgayı etkileyen, sakroileit ve bambu omurga gibi belirgin lezyonlara yol açabilen bir durumdur. Hastalığın patofizyolojisi tam olarak anlaşılamamış olmasına rağmen, genetik faktörlerin, özellikle HLA-B27 genetik varyantının, büyük bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada, hastalarda HLA-B27 genotipinin, ERAP1 ve ERAP2 haplotiplerinin ve bu ikisinin ortak oluşturduğu HLA-B ile sunulan immünopeptidom profilinin, AS'nin gelişimindeki rollerinin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışmada ERAP1 ve ERAP2 haplotiplerinin ankilozan spondilit (AS) hastalarındaki dağılımı türk popülasyonunda 200 hastalık seride gösterilmiş ve sağlıklı bireylerdeki dağılım ile kıyaslanmıştır. Hasta ve kontrol dağılımları farklılık göstermezken, literatürde AS için risk olarak tanımlanmamış olan haplotip-8 (Hap8) çalışmada hasta popülasyonunda en sık rastlanan haplotip olarak bulunmuştur. As hastalığıyla ilk ilişkilendirilmiş genotip olan HLA-B27 aleli için hasta ve kontrol gruplarında tiplendirme yapılmıştır. Hastalardaki sıklığı %85-90 rapor edilen HLA-B27 pozitifliği, çalışılan grupta %62 olarak bulunmuştur. Bununla birlikte HLA-B27 için negatif olan ancak As için risk aleli olan diğer alellerin oranı %18 olarak tespit edilmiştir. İlk belirlenen hasta grubunun içinden ERAP haplotipleri, HLA-B27 genotipleri ve klinik seyir özelliklerine göre seçilen ikinci hasta grubunda, MHC-I ile hücre yüzeyinde sunulan peptid havuzu saptanmış ve veritabanlarında taranmıştır. Bakteri, virüs ve fungus peptidleriyle dizi benzerliklerine ve immünojenite veritabanı skorlarına dayanılarak immünojenik/artritojenik olarak moleküler kenetlenme (docking) çalışmaları için aday peptidler tanımlanmıştır. Bu veriler ışığında peptidlerin kenetlenme çalışmalarının ayrıntılandırılması sonrası ERAP haplotipleri-HLA-B alt-tipleri- immünojenik aday peptid ilişkisinin kurulması ve in vitro immünojenite çalışması aday peptidlerinin belirlenmesi hedeflenecektir.
  • Publication
    Meme Kanseri Hücre Hatlarından Salgılanan Faktörlerin Pre-metastatik Nişteki Rollerinin Mikroakışkan Çiplerle In Vitro Araştırılması
    (2022) Özuysal, Özden Yalçın; Okvur, Devrim Pesen; Yöndem, Eyüp; Kısım, Aslı; Tosunoğlu, Perge Bilgesu
    Kansere bağlı ölümlerin en önemli sebebi metastazdır. Primer tümörden çok sayıda hücre ayrılsa da bunların çok azı metastaz oluşturabilmektedir. Primer tümörler uzak doku mikro çevresini etkileyerek moleküler ve hücresel düzeyde farklılaştırmaktadır. Metastaz riskini etkileyen bu özel mikro çevrelere pre-metastatik niş adı verilir. Primer tümör, salgıladığı faktörler ve mikro veziküller aracılığıyla pre-metastatik niş oluşumunu kontrol eder. Farklı tümörlerin farklı pre-metastatik nişleri nasıl etkilediği ve bunun metastatik hücreler üzerindeki etkisi tam olarak bilinmemektir. Bu projede, mikroakışkan çiplerde pre-metastatik nişlerin modellenmesi ve kanser hücrelerinin davranışı üzerine etkilerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Primer tümörden salgılanan faktör ve vezikülleri modellemek için dört farklı meme hücre hattından (MDA MB 231, SKBR3, MCF7 ve MCF10A) koşullu besiyerleri toplanmıştır. Ardından, normal kemik (hFOB), karaciğer (THLE-2) ve akciğer (WI38) hücre hatları matrigel içerisinde koşullu besiyerleri ile muamele edilerek pre-metastatik niş ortamları modellenmiş ve metastatik MDA MB 231 ve SKBR3 hücreleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. İnvazyon, hem kullanılan koşullu besiyer kaynaklarına hem de hedef doku hücrelerine bağlı olarak değişmiştir. Kemik modellerinin tümü iki kanser hücresinin de invazyonunu inhibe etmekte iken, akciğer ve karaciğer modellerinde SKBR3 koşullu besiyeri invazyonu inhibe edici, buna karşın MCF7 ve MCF10A koşullu besiyerleri tetikleyici olmuştur. Ekstravazasyonda ise MDA MB 231 koşullu besiyeri ile oluşturulan modele daha çok hücre geçişi olmuştur. PI3K, AKT ve FAK aktivasyonlarında invazyon ve ekstravazasyon sonuçları ile ilişkili bir fark gözlenmemiştir. Son olarak, RNA dizileme analizlerinin tamamlanmasıyla, invazyonu inhibe ve aktive edici genlerin hedef doku bazında ortaya konması beklenmektedir. Proje sonunda, pre-metastatik niş çalışmaları için mikroakışkan çipler kullanılarak in vitro bir model oluşturulmuş, farklı modellerin meme kanseri hücrelerinin invazyonu ve ekstravazasyonu üzerindeki etkileri incelenmiş ve fenotiple ilişkili genlerin ortaya çıkarılması amacıyla mRNA dizileme analizleri için cDNA kütüphaneleri oluşturulmuştur. Projeden elde edilen verilerin yayına dönüştürülmesi, ve moleküler mekanizmaların anlaşılmasına ve farklı kanser türlerinde pre-metastatik nişlerin incelenmesine yönelik yeni projeler geliştirilmesi hedeflenmektedir.
  • Article
    KOCAELİ İZMİT İLÇESİ’NDE PARTİKÜL MADDE (PM2.5) KONSANTRASYON SEVİYELERİ, MEKÂNSAL VE MEVSİMSEL DEĞERLENDİRİLMESİ
    (2021) Öztürk, Süheyla; Gerçek, Deniz; Güven, İsmail Talih; Gaga, Eftade O.; Üzmez, Özlem Özden; Civan, Mihriban
    İzmit İlçesi’nde yaz (Temmuz 2018 - Eylül 2018) ve kış mevsimlerinde (Kasım 2018 - Ocak 2019) yüksek hacimli örnekleyici kullanılarak partikül madde (PM2.5) derişimleri ölçülmüştür. Mekânsal dağılımdaki farklılığı belirlemek için 14 noktada numune toplanmıştır. PM2.5 numuneleri, 24 saat boyunca 1,13 m3/dk bir akış hızında kuvars filtre kağıdı kullanılarak toplanmıştır. 14 örnekleme noktası için yaz ve kış mevsimleri ortalama PM2.5 konsantrasyonu sırasıyla 22,11 ± 4,30 µg/m3 ve 45,44 ± 18,71 µg/m3 olarak ölçülmüştür. PM2.5 en yüksek ve en düşük konsantrasyonlarına kış aylarında rastlanmıştır. Kış aylarında Sepetçiler, Yeşilova, 28 Haziran, Kabaoğlu örnekleme alanlarında ölçülen konsantrasyonların yaz aylarında ölçülen konsantrasyonlardan düşük olduğu belirlenmiştir. Mekânsal dağılıma göre 28 Haziran Mahallesi’nde en düşük kirlilik gözlemlenirken, Cedit Mahallesi’nde ve Sanayi Mahallesi’nde en yüksek kirlilik gözlemlenmiştir. Bu bölgelerin, kentsel ve trafik kaynaklı diğer bölgelere göre farklı kirlilik kaynaklarından etkilendiği belirlenmiştir. K/Y oranı 28 Haziran Mahallesi, Yeşilova Mahallesi ve Sepetçiler Mahallesi’nde toprak kaynağı nedeniyle 1‘in altında, Kabaoğlu Mahallesi’nde 1 ve diğer örnekleme alanlarında ısıtma amaçlı fosil yakıt kullanımına bağlı 1’in üzerinde olduğu belirlenmiştir.
  • Article
    Sedde Altında Taşkın Kaynaklı Sızmanın Nümerik Modellenmesi
    (2021) Pulat, Hasan Fırat; Semerci, Aykut; Tayfur, Gökmen
    Taşkın, mühendislik hidrolojisinin en karmaşık sorunlarını meydana getirir ve aşırı taşkın, kentsel alanlar, altyapı, sanayi ve tarım için hayati riskleri içerir. Bu makalenin amacı, Filyos Nehri seddesi üzerinde taşkınların neden olduğu düzensiz akışı incelemektir. Analizlerde sonlu elemanlar yöntemine dayalı sayısal modelleme yapılmıştır. Plaxis 2D'ye bir eklenti modülü olan PlaxFlow, program dahilindeki çeşitli ilgi noktalarında sızıntının zaman değişimi analizi için kullanılır. Seddenin çeşitli ilgi noktalarında çıkış hızı, hidrolik eğim ve doygunluk derecesi incelenmiştir. Ayrıca Filyos seddesinin altındaki farklı zemin türleri için su sızıntısı da incelenmiştir. Borulama meydana geldiğinde ve oluşan kum kaynamasında meydana gelen düzensiz akış analizlerinin sonuçları farklı zemin tipleri için sunulmuştur.
  • Publication
    Altıgen Bor Nitrür Kusur Merkezlerinden Elde Edilen Tek-fotonlar ile Kuantum Kriptoloji
    (2021) Uyanık, Kıvanç; Mutlu, Görkem; Çakır, Özgür; Ateş, Serkan
    Kuantum anahtar dağıtımı (KAD) kuantum mekaniğinin temel yasalarına dayalı güvenli bilgi teknolojileri kapsamında önerilmiş birçok uygulama arasında pratik kullanıma en yakın olanıdır. KAD iki kullanıcı arasında güvenli bilgi paylaşımı için kullanılan anahtarın üretilmesini ve dağıtılmasını sağlar. KAD sistemlerinin çalışma prensibinin ve sağladığı güvenliğin temelinde anahtarın tek fotonlar üzerinden kullanıcılar arasında dağıtılması vardır. Bu sebeple, verimli tek foton kaynakları KAD sistemleri için kritik öneme sahiptir. Literatürde farklı tek-foton kaynakları ile KAD gösterimleri mevcuttur ancak elde edilen anahtar üretim oranları ve güvenlik seviyeleri tek-foton kaynaklarının performanslarından kaynaklanan sebeplerle istenilen değerlere ulaşamamıştır. Bu sebeple, özellikle oda sıcaklığında ışıyan verimli tek-foton kaynaklarına yönelik araştırmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu projede alternatif olarak son zamanlarda popüler olan altigen bor nitrür (hBN) içerisindeki kusur merkezleri KAD için tek-foton kaynağı olarak çalışıldı. HBN bilinen diğer iki boyutlu malzemelerden farklı olarak sahip olduğu geniş bant aralığı sayesinde (~5.5 eV) farklı enerji değerlerine sahip kusur merkezleri barındırır. Böylece, mor-ötesinden görünür bölgeye kadar olan geniş bir spektrumda tek-foton ışıması elde edilebilir. Ayrıca, hBN kusur merkezlerinden elde edilen tek-foton ışımasını 800 K gibi çok yüksek sıcaklıklarda da gözlemlemek mümkündür. Bütün bu özellikleri nedeniyle hBN malzemesinin kuantum bilgi teknolojileri, metroloji ve sensör teknolojileri gibi farklı alanlarda ve farklı ortam koşullarında kullanılabileceği düşünülmektedir. Bu proje kapsamında hBN içerisindeki kusur merkezlerinden elde edilen sıfır-fonon çizgisi (ZPL) ışımasının kuantum optik özelliklerinin incelendi ve bu yapılar ile ilk defa B92 protokolüne dayalı açık-hava KAD gösterimi yapıldı.
  • Publication
    Kuantum Anahtar Dağıtımı için Nanofotonik Işık Kaynakları
    (2020) Ateş, Serkan
    Bu projenin amacı silisyum-nitrür malzemesi ile değişik geometrilerde kavite tasarımı ve fabrikasyonu yaparak kendiliğinden dört-dalga karışımı (Spontaneous Four-Wave Mixing, SFWM) işlemi ile 780 nm bandında verimli ve dar-bant foton çifti üretimi yapabilecek nanofotonik aygıtların geliştirilmesidir. Foton-çifti üretimi için kullanılan silisyum-nitrür, silisyuma göre daha düşük bir doğrusalsızlığa sahip olmasına rağmen hem telekom bandında ihmal edilecek seviyelerde optik kayıplar göstermesi hem de çok geniş bir optik saydamlık bandına sahip olmasından dolayı tümleşik kuantum optik uygulamalar için çok uygun bir malzemedir. Projede ilk olarak dört-dalga karışımı yöntemi kullanarak foton-çifti üretimi işleminin teorik altyapısı çalışılmış ve özellikle 780 nm bandında verimli foton-çifti üretimine elverişli dalga-kılavuzu ile halka rezonatör aygıtların tasarımı için simulasyon çalışmaları yapılmıştır. Tesbit edilen en uygun dalga kılavuzu geometrisi (fabrikasyona da uygun şekilde) yaklaşık olarak 460 nm yüksekliğe ve 460 nm genişliğe sahiptir. Foton-çifti üretimi verimini artırmak için tasarlanan halka rezonatör yapısı ise yaklaşık 20 mikrometre yarıçapında olup dalga kılavuzu ile aralarındaki optimum uzaklık ise 140 nm olarak belirlenmiştir. Simulasyonlar sonucunda belirlenen parametreler çerçevesinde tasarlanan aygıtların fabrikasyonu yapılarak hedeflenen aygıtlar elde edilmiştir. Fabrikasyonu yapılan bu aygıtların optik karakterizasyonları laboratuvarımızda kurulan optik iletim düzeneği ile yapılmış ve 780 nm bandında sahip oldukları kavite modları gözlemlenmiştir. Ayrıca proje kapsamında Hanbury-Brown Twiss interferometresi kurulmuş ve farklı bir tek-foton kaynağı kullanılarak testleri yapılmıştır. Bu sistemler silisyum-nitrür halka-rezonatörlerden elde edilebilecek foton-çiftleri ile yapılacak foton korelasyon ölçümleri için önemli bir hazırlık olmuştur. Son olarak, geliştirilen aygıtlardan elde edilecek foton-çiftlerinin perofrmans testlerine yönelik bir kuantum anahtar dağıtımı sisteminin kurulum çalışmaları yapılmıştır.
  • Publication
    İki Faz Kipleyicisi ve Kromatik Dağılım ile Dalgaboyu-adımlayan Bir Lazer Kullanılarak Optik Bölgesi Seyrek Örnekleme Temelinde Çalışan Optik Eş-fazlı Tomografi Cihazının Geliştirilmesi
    (2020) Tozburun, Serhat; Yetiş, Ozan; Karaçalı, Bilge; Pekkan, Kerem
    Fourier-bölgesi Optik Eş-fazlı Tomografi (OCT) görüntüleme tekniğinin bir alt kolu olan dalga-boyu-tarayan-kaynaklı OCT bu talepleri karşılayacak bir potansiyele sahiptir. Bu tür sistemlerde dikkat çeken noktalardan birisi lazer kaynağıdır. Farklı optik dalga boyu tarama teknikleri kullanılarak çeşitli lazer kovukları tasarlanmıştır. Şimdiye kadar, üzerinde çalışılmış lazer tasarımlarının dalga boyu tarama kısmında mekanik harekete sahip aynalar ya da dağılım fiberlerinde kip kilitleme tekniği yaygın olarak incelendi. Özellikle, bu lazerlerle kurulan dalga-boyu-tarayan kaynaklı OCT sistemleriyle yapılan Doppler çalışmalarında, birbirinden ayrı A-çizgisi tetik sinyalleri ya da işleme sonrası faz düzeltme algoritmaları kullanıldı. Diğer taraftan, lazer kaynaklarında sağlanan gelişmeler ile üretilen hızlı girişim sinyallerini (OCT sinyallerini) dijitalize edecek gigahertz örnekleme hızındaki elektronik veri edinim kartlarına olan ihtiyacı ortaya çıkarttı. Bu ihtiyaç, sürekli olarak veri edinim kartlarındaki teknolojik gelişmelere bağlı kalmaya neden oldu ve OCT teknolojisini sınırlayıcı bir zorluk haline geldi. Son yıllarda geliştirilmeye başlanan ve proje yürütücüsünün de aktif katılım sağladığı optik-bölgesi seyrek örnekleme yöntemi çözüm adresi olarak ortaya konuldu. Arası olmayan ayrık spektrum (diğer bir değişle fırça tipi spektrum) tipli lazer çıkışını kullanan bu teknik ile hızlı OCT sinyallerinin edinimi için istenilen bant aralığı makul bir seviyeye (3 GS/s) çekilebileceği önerildi. İşbu rapor, optik-bölgesi seyrek örnekleme yöntemini kullanan yeni nesil bir OCT cihazının laboratuvar ortamında geliştirilmesi adımlarını ve ilgili deneysel çalışmaları sunar. Bu kapsamda edilen bulgulara göre geliştirilen toplam 64 optik kipi 33 MHz tekrar hızında adımlayan (tarayan) lazer, 17,5 ?m aksiyel çözünürlüğü yaklaşık 1,2 mm eş faz boyunca üretti. Optik-bölgesi seyrek örnekleme temelinde çalışan OCT cihazı ile 216 ?m, 347 ?m ve 442 ?m çapında mikro-kanallardaki akışı görüntülendi. Sonuç, not edilen teknik bulgular geliştirilen özgün dalga-boyu-tarayan-kaynaklı OCT cihazının optik-bölgesi seyrek örnekleme yönteminde kullanılabilecek nicelik ve niteliktedir.
  • Publication
    Rydberg Atomlarında Üç-foton Uyarımlı Elektromanyetik Olarak İndüklenmiş Şeffaflık/ Soğurma
    (2020) Sevinçli, Sevilay
    Soğuk gazların deneysel olarak erişebilir olmasından bu yana geçen yirmi yıl içinde bu sistemler kuantum optikten kuantum bilişime, doğrusal olmayan optikten kuantum simülasyonuna kadar bir çok alanda çalışılmış ve önemli sonuçlar alınmıştır. Elektromanyetik olarak İndüklenmiş Şeffaflık (EIT) fenomeninin soğuk atomlarla beraber kullanılması ise başta ışığın yavaşlatılması ve depolanması olmak üzere bir çok heyecan verici sonuca yol açmıştır. Tamamen kuantum mekaniksel bir girişim sonucu oluşan EIT gibi Elektromanyetik olarak İndüklenmiş Soğurma (EIA) da bir kuantum eşuyumluluk olayıdır ve bir çok uygulama için önemli potansiyel barındırmaktadır. Son yıllarda ise Rydberg atomlarının olağandışı özellikleri ve bu girişim etkileri birleştirilerek doğrusal olmayan optik özellikler büyük oranda arttırılabilmiş ve uygulamalar için bir çok yeni olanak meydana çıkmıştır. Örneğin Rydberg- EIT sistemleri kullanılarak dev Kerr etkisi gözlemlenebileceği deneysel olarak gösterilmiş ve konvansiyonel malzemelere oranla on bin kat daha büyük değerler elde edilebileceği ve ayrıca fotonlar arasında kuvvetli bir etkileşime yol açabileceği önerilmiştir. Tek-foton kaynağı elde etmek, tamamen optik anahtarlar yapmak için önemli olabilecek bu özelliklerin daha heyecan verici etkilere de yol açması beklenmektedir. Genellikle iki-foton uyarımlı sistemlerde çalışılan bu etkilerin, üç-foton uyarımlı şemalarda da gözlemlenebileceği deneysel olarak da gösterilmiştir. Bu yeni uyarım şemasının optik fiberlerle çiftleme, daha verimli ve bozunumu düşük ışık depolanması gibi uygulamalara önemli katkısı bulunabilir. Bunun yanında, deneysel sonuçları açıklayan bütünlüklü bir kuramsal çerçeve henüz mevcut değildir ve bu olayları derinlemesine anlamak için gerçekçi bir kuramsal modelleme ihtiyacı mevcuttur. Bu projede dört-düzeyli bir Rydberg atom sisteminin Elektromanyetik olarak İndüklenmiş Şeffaflık ve Soğurma rejiminde kuramsal olarak çok parçacık fiziği yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Atomlar arası kuvvetli etkileşimlerin kuantum eşuyumluluk olaylarını nasıl etkilediği ve ne gibi doğrusal olmayan özelliklere yol açabileceği gerçekçi bir modellemeyle çalışılmıştır.
  • Publication
    Kaymak ve Kaymaklı Yoğurt Yüzeylerine Sürekli Sistemde Uv Işık Uygulamasının İşlem Sonrasında ve Depolama Sürecinde Küf Sayısı ve Ürün Kalitesi Üzerine Etkilerinin Belirlenmesi
    (2020) Gündüz, Gülten; Öztürk, Müge Urgu; Kışla, Duygu; Koca, Nurcan; Ünlütürk, Sevcan; Sonkaya, Gamze
    Bu projede, sürekli sistemde UV-C ışık uygulamasının kaymaklı yoğurt ve kaymak yüzeylerinde bulunan küfler üzerindeki etkinliğinin araştırılması ve uygulamanın işlem sonrası ve depolama süresi boyunca ürünlerin fiziksel, kimyasal ve duyusal özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, kaymaklı yoğurt ve kaymaklardaki küf ve maya sayıları ile ilgili durum değerlendirmesi yapılmış, elde edilen izolatların UV-C ışığa dirençli olanları test kültürü olarak seçilmiştir. Proje kapsamında tasarlanmış olan Konveyörlü UV-C Işık Dezenfeksiyon Sistemi kullanılarak örneklere iki farklı yükseklikten (7.5 ve 20 cm) ve 7 farklı bant hızında (0.2, 0.4, 0.8, 1.6, 2.4, 3.2 ve 4.0 m/dk) UV-C ışık uygulanmış ve ürünlerin kalite özelliklerini önemli ölçüde etkilemeyen ve yeterli düzeyde küf inaktivasyonu sağlayan dozlar belirlenmiştir. Belirlenmiş olan 3 farklı dozda UV-C ışık uygulanmış kaymaklı yoğurt ve kaymakların depolama süresi boyunca mikrobiyolojik, fiziksel, kimyasal ve duyusal özellikleri belirlenmiştir. Uygulanan tüm UV-C ışık dozlarının, işlem görmemiş kontrol örnekleri ile kıyaslandığında, test kültürlerinin sayılarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma sağladığı, ancak azalmaların ürünlerin pürüzlü yapısı nedeniyle 1.61 logaritmik birimin altında olduğu tespit edilmiştir. UV-C ışık uygulaması kaymaklı yoğurt ve kaymak örneklerinde bileşim, pH, titrasyon asitliği ve sertlik indeksi değerlerinde önemli bir etki yaratmazken, artan UV-C ışık dozlarında ürünlerin peroksit ve TBARs değerleri artmış ve duyusal testlerde de yabancı lezzet gelişmiştir. Bu nedenle, mikrobiyal inaktivasyon verileri ve ürünün kalite özellikleri dikkate alınarak, 20 cm uygulama mesafesinde ve 1.6 m/dk konveyör bant hızında UV-C ışık uygulamasının uygun doz olduğu belirlenmiştir. Kaymaklı yoğurt ve kaymak yüzeylerine inokülasyon denemeleri ve depolama analizlerinden elde edilen veriler değerlendirildiğinde, kontrol örnekleri ile kıyaslandığında 1.076-4.427 kJ/m2 doz aralığında UV-C ışık uygulamasının küf sayılarında azalma sağladığı ve depolama süresi boyunca ürünlerde küf gelişimini yavaşlattığı tespit edilmiştir. Proje sonucunda, etkin dozlarda sürekli system UV-C ışık uygulamasının kaymaklı yoğurt ve kaymakların fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerini önemli düzeyde etkilemeksizin, ürünlerin raf ömrünü artırma potansiyelinin bulunduğu ortaya konmuştur.