Phd Degree / Doktora
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/2869
Browse
588 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 588
Doctoral Thesis Asimetrik Paralel Manipülatörlerin Tasarımı(2025) Kara, Fırat; Kiper, GökhanBu çalışma, geleneksel simetri anlayışının ötesine geçerek asimetrik paralel manipülatörlerin tasarımına odaklanmaktadır. Literatürde dağınık biçimde yer alan tanımlar sistematikleştirilmiş ve paralel manipülatörlerde asimetri kavramı ilk kez yapısal, boyutsal, konstrüksiyonel ve operasyonel olmak üzere dört temel kategori altında sınıflandırılmıştır. Böylece paralel manipülatör tasarımına özgün ve bütüncül bir metodolojik çerçeve kazandırılmış, bu çerçeve yalnızca kavramsal sınıflandırmayı değil performans temelli tasarım sürecini de yönlendirmiştir. Performans değerlendirmesi sürecinde, manipülatörlerin anizotropik davranışlarını ölçmek amacıyla Jacobian temelli yönlü metrikler geliştirilmiştir. Bu kapsamda, izotropiyi ifade eden yönlü koşul sayısı ve belirli yönlerde erişilebilirliği değerlendiren yönlü hareket kabiliyeti indeksi olmak üzere iki yeni metrik tanımlanmış; ayrıca kuvvet–hız hizalanmasını ölçmek için genelleştirilmiş iletim indisi kullanılmıştır. Çalışma uzayı üzerinde bu metriklerin dağılımları incelenmiş ve elde edilen değerler çok amaçlı bir genetik algoritma ile optimizasyon problemine entegre edilmiştir. Böylelikle tasarım süreci, anizotropik hareket üretimi, yönlü hareket iletim kapasitesi ve kalitesi kriterlerini birlikte gözeten bir yaklaşımla yürütülmüştür. Yöntem, yardımlı el yazısı görevi için tasarlanan düzlemsel asimetrik 5R paralel manipülatör üzerinde uygulanmıştır. Tasarım sürecinde ergonomik kısıtlar ve gerçek el yazısı verilerinden elde edilen karakter hız profilleri dikkate alınmıştır. Genetik algoritma tabanlı optimizasyon sonucunda elde edilen Pareto çözümleri görev yönleriyle uyumlu hız elipsoitleri üretmiş ve literatürdeki simetrik prototiplere kıyasla daha dengeli bir performans sergilemiştir. Elde edilen sonuçlar, asimetrik paralel manipülatörlerin görev yönlü gereksinimlere uygun şekilde tasarlanabileceğini göstermiştir. Geliştirilen sınıflandırma, tanımlanan yeni metrikler ve bütünleşik optimizasyon süreci, literatüre hem kuramsal hem de uygulamalı katkılar sağlamış ve özelleştirilmiş görevler için yüksek performanslı manipülatör tasarımlarının önünü açmıştır.Doctoral Thesis Mos2, Moo3, Wo3 Tabanlı İnce Film Aygıtlarının Tasarımı, Üretimi ve Optik Karakterizasyonu(2025) Tertemiz, Necip Ayhan; Balcı, Sinan; Akdoğan, YaşarBu tezde, iki-boyutlu (2B) malzemelere ve geçiş metali oksitlerine dayalı ince-film cihazların tasarımı, üretimi ve optik/elektriksel karakterizasyonu bütünleşik bir çerçevede ele alınmaktadır. 2B malzemelerin yüksek yüzey-hacim oranına, ayarlanabilir bant aralığına ve güçlü ışık-madde etkileşimlerine rağmen, literatürde geniş alanlı üretim, katman tekdüzeliği ve esnek elektroniğe entegrasyon konularında önemli boşluklar bulunmaktadır. Bu çalışma şu araştırma sorusuna odaklanmaktadır: '2B malzemeler ve metal oksitler, yüksek performanslı optoelektronik ve esnek elektronik mimarilere ölçeklenebilir ve tekrarlanabilir bir şekilde nasıl entegre edilebilir?' Metodolojik olarak, MoS2 sentezi, MoO3 ince filmlerinin film-öncülü kullanılan Kimyasal Buhar Biriktirme yöntemiyle kontrollü kükürtlenmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir. Grafen, Düşük Basınçlı Kimyasal Buhar Biriktirme ile büyütülmüş ve hedef substratlara ıslak transfer yöntemiyle aktarılmıştır. WO3 tabanlı elektrokromik filmler Fiziksel Buhar Biriktirme ile üretilmiş ve mikron ölçekli interdijital elektrotlar maskesiz UV-projeksiyon fotolitografi ile tanımlanmıştır. Gümüş nanoteller ve gözenekli platine dayalı esnek elektrotlar, optik-iletkenlik dengesi, bükülme dayanımı ve uzun vadeli kararlılık açısından ayrı ve hibrit konfigürasyonlarda değerlendirilmiştir. Elektrolit tarafında ise liyotropik sıvı kristal formülasyonları kullanılmıştır. Özgün katkılar arasında MoO3→MoS2 dönüşümü için ölçeklenebilir ve tekrarlanabilir bir film-öncül KBR reçetesi ve süreç penceresinin nicel olarak haritalanması, düşük güç rejiminde haritalamaya uygun, kalibre edilmiş bir konfokal Raman protokolü, maskesiz UV-projeksiyon ile İDE'lerin hızlı prototiplenmesi ve AgNT/PPF esnek elektrotların ve hibritlerinin optik-elektriksel-mekanik performansları ile cihazlara entegrasyonlarının karşılaştırmalı analizi yer almaktadır. Bulgular, 2B malzemelerin ve metal oksitlerin fonksiyonel cihazlara doğrudan uygulanabilir, düşük maliyetli, hızlı prototiplemeye uygun ve endüstriyel ölçeklendirmeye elverişli yollarla entegre edilebileceğini göstermektedir.Doctoral Thesis Dikey Eksenli Hidrokinetik Türbinlerin Sayısal ve Deneysel Performans Analizi: Koruyucu Yapılar ve Bölgesel Uygulama ile Entegre Bir Yaklaşım(2025) Karakaya, Derya; Elçi, ŞebnemHidrokinetik enerji, akan sudan elektrik ürettiği için sürdürülebilir enerji üretimi için kritik öneme sahiptir. Nehir akıntıları, gelgitler ve okyanus akıntıları gibi sürekli yenilenebilir doğal kaynaklardan elde edilen hidrokinetik enerji sistemleri, büyük ölçekli hidroelektrik projelerinin çevresel etkileri olmadan güvenilir ve tutarlı bir güç kaynağı sunar. Ayrıca, şebekeden uzak veya geleneksel güç sistemleri için uygun olmayan izole bölgelere elektrik sağlayarak enerji erişilebilirliğini artırabilirler. Bu doktora tezi, dikey eksenli hidrokinetik türbinlerin verimliliğini ve dayanıklılığını artırmak için sayısal modelleme ve deneysel çalışmaların kapsamlı bir entegrasyonunu sunmaktadır. Tezde Darrieus, Gorlov ve Savonius gibi farklı dikey eksenli türbin tipleri incelenmiştir. Bu türbinlerin performansı çeşitli akış hızlarında sayısal olarak analiz edilmiştir. Bulgular, farklı türbin tiplerinin farklı performans özellikleri sergilediğini göstermiştir. Deneyler, DSİ Teknik Araştırma ve Kalite Kontrol Dairesi Başkanlığı'na bağlı Hidrolik Model Laboratuvarı'nda gerçekleştirilmiştir. Çoruh Nehri Havzası'ndaki hidrokinetik güç potansiyelini değerlendirmek için önemli bir sayısal yaklaşım geliştirilmiştir. Bu yaklaşım, havzadaki akış deşarjlarını tahmin etmek için SWAT (Toprak ve Su Değerlendirme Aracı) hidrolojik modeli ile HEC-RAS (Hidrolojik Mühendislik Merkezi - Nehir Analiz Sistemi) hidrolik modelini birleştirir. Bu metodoloji, kamuya açık akış verilerinin bulunmadığı Çoruh Nehri gibi sınıraşan nehir havzaları için özellikle önemlidir. Entegre yaklaşımın mevsimsel analizi, havzadaki hidrokinetik güç yoğunluğunda mevsimsel değişiklikleri ortaya koydu. Bu, nehir boyunca küçük ölçekli hidrokinetik türbinlerin kurulumu için potansiyel yerlerin belirlenmesine yardımcı oldu. Ayrıca, yüzen döküntü ve tortu taşınmasının türbin kanatlarına zarar vermesini önleyen ve türbinin hizmet ömrünü uzatan koruyucu ızgara yapılarının etkisi araştırıldı. Bu çalışmada, düz ve Coanda tipi ızgara koruma yapılarının Darrieus tipi dikey eksenli hidrokinetik türbinlerin sayısal performansı üzerindeki etkileri araştırıldı. Farklı tasarım açılarındaki bu ızgara yapılarının türbin güç ve tork katsayıları üzerindeki etkileri ANSYS Fluent programı kullanılarak araştırıldı. Coanda ızgaraları, test edilen tüm merkez açılarında düz ızgaralardan sürekli olarak daha yüksek verimlilik değerleri gösterdi. Bu çalışmada, nehir akışlarından yararlanmak için kullanılan dikey eksenli hidro türbinlerine şebeke koruma yapılarının entegre edilmesinin sürdürülebilirliği ve uzun ömürlülüğü artırmak açısından önemli olduğu vurgulanmıştır.Doctoral Thesis Stokastik Arama Yöntemleri ile Nöro-regresyon Yaklaşımı Kullanılarak Binek Araç Rotlarının Tasarımı, Analizi ve Optimizasyonu(2025) Sayı, Abdülmecit Harun; Artem, Hatice SeçilBu tez, binek araçların manevra hassasiyeti ve araç dinamiği açılarından kritik öneme sahip direksiyon rot kolları adına tahmin fonksiyonu oluşturulması ve optimizasyonu için, kapsamlı bir çerçeve önermektedir. Çalışma, beş temel mekanik çıktıya odaklanmaktadır: kritik burkulma yükü, eşdeğer plastik şekil değiştirme, yapısal rijitlik, hasar konumu ve toplam ağırlık. Girdi örneklerinin oluşturulmasında D-optimal deneysel tasarımı yöntemi kullanıldı. Elde edilen sonlu elemanlar analizi (FEA) sonuçlarıyla yapay sinir ağlarına dayalı regresyon modelleri (nöro-regresyon) eğitildi. Yaklaşık 100 aday model arasından, stokastik arama yöntemleriyle iyileştirilen ikinci dereceden doğrusal olmayan trigonometrik modeller, istenilen yeterliliğe ulaştı. Optimizasyon aşamasında, üç aşamalı ve giderek artan kısıtlamalara sahip tek hedefli senaryolar altında dört adet stokastik algoritma karşılaştırıldı: Diferansiyel Evrim (DE), Nelder–Mead (NM), Benzetilmiş Tavlama (SA) ve Rastgele Arama (RS). Senaryo 1 ve 2, tek çıktıya bağlı kısıtlamalar içerirken, Senaryo 3 gerçek tasarım zorluklarını yansıtmak üzere çok çıktının kısıtına bağlı koşullara sahiptir. DE, tüm senaryolar boyunca kararlı ve yüksek optimum tasarımlar oluşturdu. NM, ilk iki optimizasyon senaryosunda verimli çalışırken, senaryo 3 te yetersiz kaldı. SA, senaryo 3 te en yüksek hesaplama verimliliğini sağlayarak güvenilir çözümler sundu. RS ise çoklu çıktı kısıtını içeren bu problemlerde geçerli sonuçlar üretemediği gibi ilk iki senaryoda verimli sonuç üretmedi. Bu çalışmanın temel katkılarından biri, 13 adet rot kolu tasarım değişkeni ve rota bağlı 5 adet performans çıktısını eşzamanlı olarak regresyon tabanlı bir optimizasyon sürecine entegre etmesidir. Binek araç rot tasarımında geliştirilen bu yöntem; DOE, FEA, makine öğrenmesi ve stokastik optimizasyonu bir araya getirerek, 3 boyutlu katı model oluşturma ve sonlu elemanlar analizine olan bağımlılığı azaltabileceği gibi tasarım süreçlerini ciddi ölçüde azaltabilir. Çalışma, veri odaklı makine öğrenmesi ile mühendislik tasarımını entegre ederek, binek araç rot kolu geliştirme süreçleri için ölçeklenebilir ve etkin bir çözüm yolu önermektedir.Doctoral Thesis Hidrojel Oluşumunda Hidrojen Bağlarının Rolünün Anlaşılması: Deneysel ve Moleküler Dinamik Simülasyonlarının Birleşik Bir Çalışması(2025) Barbak, Nehir Nalıncı; Irmak, Nuran Elmacı; Yıldız, Ümit HakanJelatin bazlı hidrojeller, ayarlanabilir fizikokimyasal özellikleri ve biyouyumlulukları nedeniyle büyük ilgi görmekte ve biyomedikal, endüstriyel uygulamalar için elverişlidirler. Jelleşme kabiliyetleri ve mekanik özellikleri, jelatinin amino asit içeriğine, konsantrasyonuna ve sıcaklık gibi çevresel koşullara bağlıdır. Bu çalışma, konsantrasyon ve sıcaklığın etkisi altında çapraz bağlayıcı içermeyen jelatinin jelleşme davranışını incelemek için deneysel ve moleküler dinamik (MD) simülasyon yaklaşımlarını kapsamaktadır. Hazırlanan jelatin çözeltilerinin karakterizasyonunda, dinamik ışık saçılması, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi, kütle spektrometrisi ve şişme oranı testleri kullanılmıştır. Literatürden alınan peptit sekansı ve domuz derisinden elde edilen gelatinin kütle spektrometre analiziyle belirlenen en yüksek olasılıklı iki peptit dizisi kullanılarak MD simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Konformasyonel parametreler, hidrojen bağı, çözücüye erişilebilir yüzey alanı ve çeşitli derişimler altında şişme davranışı MD analizi ile irdelenmiştir. Bulgular, sıcaklık ve konsantrasyondaki değişikliklerin konformasyonel parametrelerini anlamlı olarak etkilemediğini ortaya koymuştur. Jelatin zincirleri arasındaki hidrojen bağları sayısı sıcaklıkla artarken, suyla olanların azaldığı, ancak her ikisinin de konsantrasyonla arttığı gözlenmiştir. Simülasyon sonuçları düşük sıcaklıkta (jel), yüksek sıcaklıklara (sol) kıyasla daha fazla sayıda hidrojen bağı göstererek jelatinin sıcaklığa duyarlı davranışını ve jelleşme sırasında suyla artan etkileşiminin önemini göstermiştir. Konsantrasyon artışı daha yüksek çözücü yüzeyine erişebilerek, jelatin-su etkileşimlerini artırmıştır. Simülasyon sonuçları deneysel gözlemlerle uyumlu olup, şişme oranlarının jelleşme sıcaklığında, düşük derişimlerde daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Deneysel ve hesaplamalı yaklaşımların birleşimi, çapraz bağlayıcı içermeyen jelatin bazlı hidrojellerin hazırlanmasındaki en iyi koşulların ve MS/MS analizi ile amino asit dizilerinin tanımlanmasının yanı sıra, jelleşme davranışına ilişkin değerli bilgiler sağlamıştır.Doctoral Thesis Tümyönlü Stereoskopik Videonun Verimli Eldesi ve Akışı(2025) Çalı, Mehmet; Gümüştekin, ŞevketTümyönlü kameralar, sanal gerçeklik başlıkları ve GPU‟lar gibi cihazlardaki teknolojik gelişmeler, tümyönlü videoların yaygınlaşmasına olanak sağlamaktadır. Tümyönlü videoların algılanan kalitesini iyileştirmek için, sağ ve sol göze ayrı ayrı oluşturulan görüntülerle stereoskopi sağlanması büyük önem taşımaktadır. Perspektif videolarda stereoskopinin oluşturulması görece kolay olsa da, tümyönlü videolarda bu işlem çok daha karmaşık bir sorundur. Bu nedenle literatürde genellikle çok sayıda düşük görüş açılı kamera içeren ve yüksek maliyetli sistemler öne sürülmektedir. Bu tez kapsamında, üç adet tümyönlü kamera kullanılarak stereoskopinin maliyet ve işlem gücü bakımından verimli bir şekilde elde edilmesi amacıyla bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu yaklaşımda, stereoskopinin elde edilebilmesi için izleme yönüne göre seçilen kameraların çıktıları örneklenip harmanlandığı bir tasarım uygulanmıştır. Ardından, söz konusu tasarıma göre tümyönlü kamera sistemlerinde dezavantajlı olduğu görülen interpolasyon ve kalibrasyon konularında kalite iyileştirme adımları geliştirilmiştir. Önerilen interpolasyon yöntemi, görüş açısı ve hedef projeksiyon yönteminden bağımsız bir arama tablosu oluşturulmasına olanak tanıyarak, önceki yaklaşımlara kıyasla daha başarılı sonuçlar elde etmiştir. Ayrıca, çok sayıda tümyönlü kamera içeren sistemlerin LCD ekran yardımıyla kalibrasyonunun gerçekleştirildiği önerilen teknik sayesinde, kameraların içsel ve dışsal parametreleri elde edilmiştir. Son olarak, üç kameralı tasarım kalite iyileştirme adımlarıyla bütünleştirilmiş ve verimli video akışına uyumlu hâle gelecek şekilde geliştirilmiştir.Doctoral Thesis Beyin Fonksiyon Değişimlerini Elektroensefalografi ile Değerlendirmek için İşlemsel Bir Beyin Bağlantılılık Çerçevesi(2025) Onay, Fatih; Karaçalı, BilgeParkinson hastalığı, beynin sinirsel aktiviteyi esnek bir şekilde koordine etme yeteneğini bozar. Bu durum, özellikle bazal gangliya ve ona bağlı kortiko-talamik döngüleri içeren devrelerde görülür. Sağlıklı bir beyin, motor ve bilişsel görevler sırasında, verimli kaynak tahsisini yansıtan dinamik senkronizasyon ve desenkronizasyon örüntüleri gösterir. Parkinson hastalığında ise bu sinirsel mekanizmalar patolojik sinirsel dinamiklere karşı daha savunmasız hale gelir, bu da beynin sorunsuz bilişsel ve motor kontrol için gereken aktivasyon örüntüleri arasında verimli bir şekilde geçiş yapma yeteneğini zayıflatır. Bu tez, bu değişikliklerin kontrollü pedal çevirme görevi sırasında nasıl ortaya çıktığını sinirsel değişkenliği inceleyerek araştırmaktadır. Bu amaçla, Parkinson hastalarından (donma gösteren hastalar dahil - PDFOG) ve sağlıklı kontrol gruplarından alt ekstremite pedal çevirme görevi sırasında toplanan EEG kayıtları kullanılmıştır. Pedal çevirme görevi sırasında senkronizasyon ve değişkenlik örüntülerini saptamak için sinirsel dinamikleri denemeler arası tutarlılık (inter-trial coherence - ITC) ve entropi ölçümleri aracılığıyla analiz ettik. ITC analizi, sağlıklı kontrol grubunun frontoparietal ağlarda güçlü delta bandı senkronizasyonunu koruduğunu ortaya koyarken, Parkinson hastalarının düşük frekanslı ITC'de giderek kötüleşme gösterdiğini ve PDFOG hastalarının en ciddi azalmalara sahip olduğunu gösterdi. Hasta gruplarını ayırt eden biyobelirteçler olarak, sensorimotor hazırlık sırasında delta baskınlığından beta bandı aktivitesine doğru sistematik frekans kaymaları keşfedildi. Entropi analizi ile Parkinson hastalığı ilerledikçe azalan karmaşıklık ve bilgi işleme kapasitesi tespit edildi. Vasicek ve permütasyon entropi ölçümlerini kullanarak, frontal, parietal ve oksipital bölgelerde azalan sinirsel değişkenlik ve motor aktivite başlatma sırasında azalmış karmaşıklık tespit ettik. Her iki yaklaşım da, sağ parietal ve frontoparietal ağların hastalığa bağlı işlev bozukluğuna karşı savunmasız olduğunu gösterdi. Bu bulgular, sinirsel senkronizasyon ve karmaşıklıktaki denemeler arası değişkenliğin, hastalık ilerlemesi için hassas belirteçler olarak hizmet ettiğini ortaya koymaktadır. Motor-bilişsel ağlardaki sinirsel kararlılık ve adaptasyonun kademeli olarak bozulması, yürüme donması mekanizmalarına dair yeni bilgiler sunmaktadır. Böylece, elde edilen bulgular entropi ve ITC yöntemlerinin nörodejeneratif bozuklukların tespitinde EEG tabanlı biyobelirteç olarak kullanılabileceğini göstermiştir.Doctoral Thesis Belirli Altmodülleri Direkt Toplananlarına İzomorfik Olan Modüller(2025) Demir, Özlem Irmak; Büyükaşık, EnginBir sağ R-modülüne, her sonlu olarak üretilen alt modülü direkt toplanan olduğunda kuvvetli düzenli denir. Bu tezin temel amacı, bazı kuvvetli düzenli modül sınıflarını eşitlik yerine izomorfizma kavramı temelinde ele alan farklı bir bakış açısıyla incelemek ve bu modüllerin yapısal özelliklerini araştırmaktır. Bu bağlamda, bir sağ R-modülü M, her (sonlu olarak üretilen) devirsel alt modülü M'nin bir direkt toplananı ile izomorfik ise (kuvvetli) sanal düzenli olarak adlandırılır. Ayrıca, M'nin tüm alt modülleri sanal düzenli ise M'ye tamamen sanal düzenli modül denir. Bu tezde yukarıda sözü edilen modüllerin keyfi bir halka üzerindeki temel özellikleri incelenmiş ve belirli bazı halkalar üzerindeki yapıları ve karakterizasyonları verilmiştir. Özellikle, değişmeli halkalar, tamlık bölgeleri, Dedekind bölgeleri ve değerlendirme bölgeleri üzerinde bu modüllerin yapıları incelenmiştir. Değerlendirme bölgeleri üzerinde, sonlu sunumlu (kuvvetli) sanal düzenli ve tamamen sanal düzenli modülleri yapıları tam olarak belirlenmiştir. Bu modüllerin benzer başka modüller ile ilişkileri de incelenmiştir.Doctoral Thesis Tay-sachs Hastalığı Fare Modelinde AAVrh10-hNeu3 Vektörünün İntratekal Uygulamasının Terapötik Etkisi(2025) Basırlı, Hatice Hande; Seyrantepe, VolkanTay-Sachs hastalığı, HEXA genindeki mutasyonlardan sonucu olan nörodejeneratif bir bozukluktur. Bu gen, GM2 gangliositinin yıkımını katalize eden β-hekzosaminidaz A (HexA) enziminin α-alt birimini kodlamaktadır. HexA eksikliği, Tay-Sachs hastalarında GM2'nin birikmesine ve ilerleyici nörodejenerasyona sebep olmaktadır. İlginç bir şekilde, Hexa-/- farelerinde, hastalığın hafif düzeyde seyretmesi hastalarda gözlemlenen nöropatolojik bulguların ortaya çıkmasını sınırlamaktadır. Erken başlangıçlı Tay-Sachs hastalığı fare modeli, Hexa-/-Neu3-/-, Tay-Sachs hastalarına benzeyen nöropatolojik ve davranışsal bozukluklarla birlikte 20 haftalık kısa bir yaşam süresi göstermektedir. Farelerde, sialidaz Neu3 enziminin GM2'nin yıkımı bir 'bypass' yolağı ile kolaylaştırdığı gösterilmişken, insan Neu3'ün (hNeu3) bu bağlamdaki potansiyel rolü henüz keşfedilmemiştir. Ayrıca, bu çalışmada, anti-inflamatuar bir ilaç olan İstradefilinin Hexa-/-Neu3-/- farelerinde nöroinflamasyonu azaltma potansiyeli incelenmiştir. İstradefilin ile birlikte hNeu3'ün terapötik etkinliğini moleküler biyolojik, immunohistokimyasal ve davranışsal analizler kullanarak açıklamak amacıyla AAVrh10-hNeu3, 8 haftalık Hexa-/-Neu3-/- farelerine intratekal olarak uygulanmıştır. Bunun neticesinde, Hexa-/-Neu3-/- farelerinde hNeu3 ve İstradefilinin yaşam süresini 28 haftaya kadar uzattığı ve farelerin vücut ağırlığında tespit edilebilir iyileşmelere yol açtığını bulduk. Özellikle sadece AAV veya İstradefilin ile birlikte AAV verilen 20 haftalık farelerde, GM2 birikiminde, lizozomal LAMP1 ve TUNEL pozitif hücrelerde azalma ve CNPase seviyelerinde artış gözlemlendik. Bunun yanı sıra, Rotarod ve ayak izi analizleri, tedavi edilen farelerde 20.haftada iyileşme olduğunu göstermektedir. Bulgularımız, insan Neu3 gen iletimi ve İstradefilinin, Hexa-/-Neu3-/- farelerinde görülen hastalık ilerlemesini hafifletme ve nöropatolojik ve motor eksikliklerini iyileştirme konusundaki terapötik potansiyeline ilişkin ilk in vivo kanıtı ortaya koymaktadır.Doctoral Thesis Suçun ve Suç Korkusunun Mekânsal Yansımaları: İzmir ve Kemeraltı Çarşısı Üzerine Çok Boyutlu Bir Analiz(2025) Çardak, Deniz Canaran; Yılmaz, EbruBu tez, mekânın toplumsal üretimi ekseninde eleştirel bir kuramsal çerçeve geliştirmekte ve suç ile suç korkusunun kentsel çevrede nasıl ortaya çıktığını incelemektedir. Mekân yalnızca fiziksel bir zemin değil, aynı zamanda söylemsel pratikler, yönetim stratejileri ve toplumsal ilişkilerle iç içe geçmiş bir yapı olarak anlaşılmaktadır. Araştırma iki aşamalı ve karma yöntemli bir tasarıma dayanmaktadır. İlk aşamada, 2010–2020 dönemine ait İzmir suç verileri mekânsal kümelenme analiziyle incelenmiş ve rastlantısal olmayan yoğunlaşma bölgeleri belirlenmiştir. Yoğunluğu ile öne çıkan Konak ilçesi, ikinci aşamanın odağı olarak seçilmiştir. İkinci aşamada, Kemeraltı bölgesinde yürütülen saha çalışmasıyla suç korkusunun üç eksen üzerinden nasıl üretildiği araştırılmıştır: mekânsal müdahaleler, kullanıcı algıları ve gündelik pratikler. Mekânsal müdahaleler kapsamında alanda süregelen projeler, güvenlik altyapıları ve kamusal mekân üzerindeki dönüştürücü etkileri açısından değerlendirilmiştir. Aynı zamanda kullanıcı algıları ve mekânsal davranışlar anketler ve görüşmeler aracılığıyla incelenmiştir. Bulgular, Kemeraltı'nın riskli algılandığını, mekânsal önlemlerin ise kullanıcı davranışları üzerinde sınırlı bir etki yarattığını göstermektedir. Gece kullanımı ve kadın kullanıcıların deneyimleri, güvenliğin yalnızca mekânsal önlemlerle sağlanamayacağını; bunun sosyal ilişkiler ağı, kamusal mekâna olan inanç, kurumlara ve adalet sistemine duyulan güven ile mekânsal aidiyet duygusuna bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Suç korkusu ise kişisel deneyimlerin yanı sıra toplumsal hafıza, sosyal temsiller ve anlatılardan beslenmektedir. Bu bulgular, mekânın toplumsal üretiminin çok katmanlı yapısını görünür kılmakta ve mimarlık disiplini içindeki kuramsal ve pratik tartışmalar açısından merkezi bir önem taşımaktadır.
