Master Degree / Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11147/3008

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 10
  • Master Thesis
    Neuroblastoma Ras (NRAS) Mutasyonlu Melanomda Negative Regulator Of Antiviral Response (NRAV) Uzun Kodlamayan RNA'nın Tip-2 İnterferon Yanıtındaki Rollerinin İncelenmesi ve Uzun Kodlamayan RNA İfade Örüntülerinin İmmünoterapi Yanıtıyla İlişkilerinin Araştırılması
    (2025) Şahin, Çağatay; Ekiz, Hüseyin Atakan; Güner, Şerife Ayaz
    Bu çalışma, uzun kodlamayan RNA (lncRNA) NRAV'ın tip II interferon (IFN-γ) sinyal yolaklarını düzenlemedeki rolünü ve bunun melanoma biyolojisi ile immünoterapi etkinliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. NRAS mutasyonuna sahip SKMEL147 melanoma hücre hattı kullanılarak, IFN-γ uyarımı öncesi ve sonrası koşullarda interferonla uyarılan genlerin (ISG) ekspresyonu, hücre proliferasyonu ve hücre ölümü üzerindeki değişiklikleri değerlendirmek amacıyla NRAV aşırı ifade eden hücre modelleri oluşturulmuştur. NRAV'ın aşırı ifadesi, IFIT2, IRF1 ve PD-L1 gibi kritik ISG'leri baskılayarak IFN-γ–STAT1 sinyal yolunun inhibe edildiğini göstermiştir. Fonksiyonel olarak, NRAV hücre büyümesini azaltmış ve hücre ölümünü nekroza kaydırmıştır; bu bulgu koloni oluşum deneyleri ve akış sitometrisi ile doğrulanmıştır. RNA pulldown sonrası yapılan proteomik analiz, NRAV ile ilişkili proteinlerin otofaji, translasyon ve mitokondriyal stres yanıtlarında rol aldığını ortaya koyarak, NRAV'ın hücre kaderini post-transkripsiyonel düzeyde düzenleyebileceğini göstermiştir. Melanoma immünoterapisi veri setlerine uygulanan makine öğrenmesi, LINC02273, LINC01833 ve MIR210HG gibi immünoterapiye yanıtla ilişkili olabilecek çok sayıda lncRNA'yı belirlemiş, ZFAT-AS1 ve CSRP3-AS1 gibi yeni adayları da ortaya koymuştur. Bu bulgular, NRAV'ın hem IFN aracılı bağışıklığı baskılayıcı hem de nekrotik hücre ölümünü düzenleyici ikili işlevine dikkat çekmekte olup, onu gelecekteki mekanistik ve terapötik çalışmalar için potansiyel bir hedef haline getirmektedir. Bu araştırma, melanomada bağışıklık düzenleyici lncRNA'ların anlaşılmasını derinleştirerek, immünoterapi direncinde biyobelirteç ve hedef keşfi için yeni yollar açmaktadır.
  • Master Thesis
    İnvaziv Lobüler Meme Kanserinde N6-metiladenozin (m6A) Silici Yağ Kütlesi ve Obeziteyle İlişkili (FTO) Proteinin Karakterizasyonu ve Hedef Genlerin Tanımlanması
    (2025) Gazaloğlu, Yasemin; Akgül, Bünyamin
    Meme kanseri dünyada kadınlarda en yaygın olarak teşhis edilen bir kanser tipidir. Histolojik olarak invaziv lobüler meme kanseri memenin süt üretiminin gerçekleştiği lobüllerde meydana gelmektedir ve tüm meme kanserlerinin yaklaşık olarak %15'ini oluşturmaktadır. ER ve PR ekspresyonu yüksek HER2 ekspresyonu düşüktür ve çeşitli sinyal yolaklarında görev alan CDH1, TP53, PTEN ve AKT1, gibi genlerde mutasyon bulundurmaktadır. Kanserin regülasyonunda m6A RNA modifikasyonu gibi epitanskriptomik modifikasyonlar kanserinin biyolojik süreçlerinde görev almaktadır. m6A modifikasyonunun dinamik olarak ve geri döndürülebilir bir şekilde düzenlenmesini yazıcı, silici ve okuyucu proteinler sağlamaktadır. Bu proteinlerin ekspresyon seviyeleri kanser çeşidi ve hücre tiplerine göre farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar kanser hücrelerinin tespiti ve tedavi edilmesi için oldukça önemlidir. Bu tezin amacı, ters genetik yaklaşımlar kullanarak FTO manipülasyonu ile MDA-MB-134 invaziv lobüler meme kanseri ilişkili fenotipler arasında bir bağlantı kurmak ve bu hücrelerde FTO'nun potansiyel hedef genlerini belirlemektir. Bu nedenle her iki hücre hattında da FTO proteini susturulmuş olup canlılığın MCF10A hücrelerinde %19,5, MDA-MB-134 hücrelerinde %16,7 oranında azaldığı; MDA-MB-134 hücrelerinin canlı hücre oranının %9,41 azaldığı ve erken apoptoz oranının %8,40 arttığı; MCF10A hücrelerinin S fazının %3,2 azalırken, MDA-MB-134 hücrelerinin S fazının %5,3 azaldığı ve G0/G1 fazında %5,1 arttığı gözlemlenmiştir. Bu nedenle MDA-MB-134 hücrelerinde bu fenotiplere sebep olabilecek ve MCF10A hücrelerinden farklı metile olan aday genler ZFP36L1, CDKN2B, SSTR2 ve AR olarak belirlenmiş ancak ekspresyon seviyelerinde FTO'ya bağlı bir değişim gözlemlenmemiştir.
  • Master Thesis
    NRF2 Aktivatör ve İnhibitörünün Eş-etkilerinin Yeni Bir Organ-çip Modeli Kullanılarak Değerlendirilmesi
    (2025) Yıldız, Manolya; Okvur, Devrim Pesen
    Normal meme epitel hücreleri MCF10A ile MDA-MB-231, MCF7 ve SK-BR-3 olmak üzere üç farklı meme kanseri hücre hattında, NRF2 aktivatörü ve inhibitörünün kemoterapötik bir ilaç varlığında ve yokluğundaki eş-etkilerini incelemek amacıyla, ortak bir arayüze erişimi olan çok kanallı, özel tasarım bir Çip-Üzeri-Organ modeli geliştirildi. Sistem, hücre tiplerinin mekansal olarak ayrılmasına ve moleküllerin lokal ya da global olarak uygulanmasına imkan sağladı. Difüzyon simülasyonları ve deneyleri, lokal olarak uygulanan moleküllerin hedeflenen kanallar içinde kaldığını doğrulayarak sistemi lokal tedavi çalışmaları için uygun hale getirdi. Alamar Blue canlılık analizleri, bu sistemin 5×10⁵ hücre/ml hücre yoğunluğunda 72 saat boyunca üç boyutlu hücre kültürünü başarıyla desteklediğini gösterdi. NRF2 inhibitörünün lokal, aktivatörün ise global uygulandığı koşullarda ve kemoterapötik ilaçla kombinasyon halinde hücre canlılık yanıtları incelendi. Farklı deney koşullarında gözlemlenen çeşitli canlılık yanıtları, NRF2 modülasyonunun bağlama bağlı etkiler yaratabileceği hipotezini destekledi. Canlılıkta gözlenen artış veya azalış eğilimleri, hormesis ya da iki fazlı doz yanıtı olarak bilinen biyolojik fenomenlerin etkili olabileceğini düşündürdü. Sonuçlar, geliştirilen OOC modelinin, kontrollü üç boyutlu mikroçevre koşullarında farmakolojik ve biyomoleküler etkileşimlerin araştırılması için faydalı bir platform sunduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, bu tür sistemlerde doz seçimi ve kombinasyon stratejilerinin önemini vurgulamaktadır. Bu model, gelecekte kişiselleştirilmiş ve hedefe yönelik tedaviler üzerine odaklanan çalışmalar için değerli bir araştırma platformu olma potansiyeline sahiptir.
  • Master Thesis
    MikroRNA-150'nin Melanoma Progresyonu ve İmmün Mikroçevre Düzenlemesindeki Rolünün Araştırılması
    (2025) Ağır, Zekiye Büşra; Ekiz, Hüseyin Atakan
    Melanom, yüksek mutasyon yükü ve metastatik kapasitesi nedeniyle agresif bir kanser türüdür. Bu agresifliğe katkı sağlayan birçok yolak bulunmakta olup, mikroRNA'ların bu süreçte önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. miR-150, hem tümör hücrelerinde hem de bağışıklık sisteminde işlev görebilen çok işlevli bir mikroRNA'dır; ancak melanomdaki rolü yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, miR-150'nin melanom progresyonu ve tümör bağışıklık mikroçevresi üzerindeki etkileri hem in vitro hem de in vivo deneysel modeller ve biyoinformatik yaklaşımlar kullanılarak incelenmiştir. B16F10-OVA melanom hücrelerinde CRISPR/Cas9 yöntemiyle miR-150 genetik olarak silinmiş ve proliferasyon, koloni oluşturma ve migrasyon üzerindeki etkileri in vitro olarak değerlendirilmiştir. Bu analizlerde hücre kültürü sistemlerinde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. İn vivo çalışmalar ise miR-150 silinmesinin tümör bağışıklık mikroçevresinde bazı değişikliklere yol açmasına rağmen tutarlı bir etki göstermemiştir. Tümör hücresine özgü etkilerin ötesinde, melanom transkriptomik verileri analiz edilerek miR-150 ekspresyonunun tümör mikroçevresindeki ilişkileri değerlendirilmiştir. miR-150 ekspresyonunun sağkalım, inflamasyon ve bağışıklık yanıtları ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bulgular, miR-150'nin yalnızca tümör hücrelerinde değil, aynı zamanda tümör mikroçevresindeki bağışıklık hücrelerinde de işlevsel roller üstlenebileceğini düşündürmektedir.
  • Master Thesis
    CRISPR/Cas9 Kullanılarak Konneksin26 Nakavt HaCaT Keratinosit Hücrelerinin Üretilmesi
    (2025) Yıldırım, Meryem Azra; Özçivici, Gülistan Meşe
    Epidermis, cildin en dış tabakası olup, büyük ölçüde keratinositlerden oluşur. Epidermiste kan damarları bulunmadığından dolayı, epidermal homeostazın korunması için keratinositler arası iletişim, geçit bağlantıları (gap junctions (GJ)) ile sağlanır. Altı konneksin proteini bir araya gelerek konnekson ya da hemikanal adı verilen yapıları oluşturur. Komşu hücreler arasındaki hemikanalların birleşmesi ile geçit bağlantıları oluşur ve bu yapılar küçük moleküllerin taşınmasında görev alır. Farklı konneksin proteinleri epidermisin katmalarında farklı ifadelenme düzeni sergiler. Spinoz tabakasındaki hücreler başlıca GJB2 geni tarafından kodlanan Konneksin 26 (Cx26) proteinini sentezler. GJB2 geninde meydana gelen mutasyonlar, otozomal dominant Keratit-İktiyozis-Sağırlık (KID) sendromu da dahil olmak üzere çeşitli cilt hastalıklarıyla ilişkilidir. KID sendromuna yo açan D50Y ve G45E mutasyonları, aşırı aktif hemikanallar ve kontrolsüz molekül geçişine yol açar. Ayrıca D50Y mutasyonu hastalarda hafif semptomlara yol açarken, G45E mutasyonu ölümcül etkilere yol açmaktadır fakat farklı şiddetteki fenotiplerin mekanizmaları net değildir. Bu nedenle, her bir mutasyonun etkisinin incelenmesi için endojen Cx26 ifadelenmesinden yoksun ve epidermisteki fizyolojik süreçleri doğru şekilde yansıtan model sistemlere ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda, bu çalışmada Cx26 geni, CRISPR/Cas9 sistemi kullanılarak azaltılmıştır (knockdown). Bu hücrelerde, Cx26 protein ifadelenmesi anlamlı azalmayla parallel olarak, canlılık ve geçit bağlantısı aktivitesi de azalmıştır. Bu çalışma, gelecekteki deneysel araştırmalar için bir model olan, yeni bir Cx26 knockdown HaCaT keratinosit hücreleri ortaya koymaktadır.
  • Master Thesis
    CRISPR-TSKO Sistemi ile Pamukta Gossipol Biyosentezi için Genom Düzenlemesi
    (2025) Baltaş, Turgay; Doğanlar, Sami
    Gossypium hirsutum, yaygın adıyla yerli pamuk, sadece lif üretimi için değil, aynı zamanda tohum yağı üretimi için de yetiştirilen çok amaçlı bir bitkidir. Pamuk tohumu yağı, yüksek oranda protein (%23) ve yağ asidi (%21) içerdiği için alternatif bir gıda kaynağı olarak görülmektedir. Bitkinin böceklere ve küçük kemirgenlere karşı kendini savunmak amacıyla ürettiği zehirli bir madde olan gossipol, insan sağlığına zararlıdır ve pamuk tohumlarında da bu moleküle rastlandığı için gossipolden arındırılmamış pamuk yağı gıda olarak kullanılamaz. Gossipolün pamuk yağından uzaklaştırılması ise yağ elde etme sürecine fazladan maliyet ve zaman ekler. Gossipol, pamuk bitkilerince üretilen ve özel bezelerde sentezlenip depolanan bir ikincil metabolittir. Bu çalışmada, gossipol bezelerinin oluşumu ve gossipol biyosentezi için gerekli bir transkripsiyon faktörünü kodlayan CGF3 geni, CRISPR/Cas9 sistemiyle hedef alınmış ve bu bezelerin tüm dokularda oluşmasını engelleyecek mutasyonların oluşturulması amaçlanmıştır. Böylece bezsiz (glandless) pamuk bitkisi elde edilmesi hedeflenmiştir. Ancak bitkinin zararlılara karşı korunabilmesi için tohum dışındaki yeşil dokularda bezelerin tekrar oluşturulması planlanmaktadır. Bunun sağlanabilmesi için sonraki çalışmalarda CGF3 geninin yalnızca yeşil dokularda yeniden aktifleşmesini sağlayacak CRISPR/TSKO sistemi kullanılacaktır. Bu kapsamda, Türkiye'de geliştirilmiş Lodos pamuk çeşidi genetik materyal olarak seçilmiştir. Ancak bu çeşit için optimize edilmiş bir transformasyon yöntemi bulunmadığından, yeni bir yöntem geliştirilmiştir. Seçilen vektör, CRISPR/Cas9 ifadesi sağlayan pKSE401 plazmididir. Bu plazmide, CGF3 genini hedefleyen gRNA dizilerini içeren bir kaset entegre edilmiştir. Sonuç olarak, gRNA içermeyen pKSE401 ile Lodos için bir transformasyon yöntemi optimize edilmiştir. Ancak gRNA içeren vektörle transformasyon için ek deneyler gereklidir.
  • Master Thesis
    Uzun Kodlanmayan RNA Antiviral Yanıtı Negatif Düzenleyici (NRAV)'nin Braf-mutant Melanomada İnterferon ile Uyarılan Genlerin İfadelerinin Düzenlenmesindeki Rolü
    (2025) Durmuş, Kadir Ziya; Ekiz, Hüseyin Atakan
    Bu tez çalışması, uzun kodlamayan RNA'lardan (lncRNA) biri olan NRAV (Negative Regulator of Antiviral Response)'in BRAF mutasyonu taşıyan melanom hücrelerinde interferon (IFN) uyarılı gen ekspresyonu üzerindeki etkilerini incelemek-tedir. NRAV daha önce viral enfeksiyon modellerinde interferon yanıtını baskıladığı gösterilmiş bir molekül olmasına rağmen, tümör immünolojisindeki rolü net olarak ortaya konmamıştır. Bu çalışma, NRAV'ın melanom bağlamında bağışıklık sistemine karşı nasıl işlev gördüğünü deneysel olarak değerlendiren ilk çalışmalardan biridir. TCGA-SKCM veri seti üzerinde yapılan biyoinformatik analizlerde, yüksek NRAV ekspresyonunun IFN-α, IFN-γ ve inflamasyon yollarını baskıladığı; bununla birlikte düşük hasta sağkalımıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. A375 melanom hücre hattında oluşturulan NRAV aşırı ekspresyon ve susturma modellerinde yapılan IFN-α ve IFN-γ uygulamaları sonrası, interferon uyarılı genlerin ekspresyon düzeylerinde belirgin farklılıklar gözlenmiştir. NRAV susturulduğunda bu genlerin ekspresyonu artarken, aşırı ekspresyon durumunda baskılanmıştır. Ancak hücre canlılığı ve prolife-rasyon deneylerinde NRAV'in fazla etki yaratmadığı görülmüştür. Hatta literatürün aksine NRAV baskılanmasının kısmi olarak melanom hücre proliferasyonunu arttırdı-ğı görülmüştür. Bu durum NRAV'in hücre canlılığı ve proliferasyona etkisinin tümör tipine özgü olabileceğini ve belki de immünojenik hücre ölümüyle ilişkili olabileceği-ni düşündürmektedir. Epigenetik analizler, NRAV'ın özellikle H3K27me3 düzeylerini artırarak kromatin bazlı baskılama mekanizmalarıyla işlev görebileceğinin ortaya koymuştur. Ayrıca LC-MS/MS analizleri, NRAV'ın YTHDF2 gibi m6A okuyucu pro-teinlerle fiziksel olarak etkileşime girebileceğini göstermiştir. NRAV, interferon yanı-tını hem epigenetik hem de post-transkripsiyonel düzeyde baskılayan bir lncRNA ola-rak melanomda immün kaçışı destekleyici potansiyele sahiptir. Bu nedenle terapötik hedef ve biyobelirteç adayıdır.
  • Master Thesis
    Alfa-Ketoglutaratın Maya (Saccharomyces Cerevisiae) Yaşlanması Üzerindeki Etkilerinin Proteomik Yaklaşımla Belirlenmesi
    (2025) Yayla, Dilay; Karakaya, Hüseyin Çağlar; Demir, Ayşe Banu
    Alfa-Ketoglutarat, hücre metabolizmasını, bazı amino asitlerin biyosentezini, kolajen sentezini, histon demetilasyonuyla epigenetik regülasyonu etkileyen bir metabolittir. AKG'nin yaşlanmayla ilişkisi üzerine farklı organizmalar kullanılarak araştırmalar, AKG'nin yaşlanmayı geciktirdiğini keşfetmiştir. Bu çalışmalar içinde genomik düzeydeki değişikliklere ya da AKG'ye bağlı spesifik proteinlerin seviyelerindeki değişikliklere yönelik çalışmalar olmasına rağmen tüm protein profili üzerine yapılmış kapsamlı bir proteomik çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, AKG uygulamasının maya hücrelerinin tüm protein profiline etkisini analiz ederek, hücresel düzeydeki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Kontrol ve AKG uygulanmış maya hücrelerinin protein profilleri, LC-MS/MS analizi yapılarak incelenmiş, Proteome Discoverer LFQ modülüyle protein ifade farklılıkları analiz edilmiştir. Ham proteomik veriler filtrelenmiş ve 40 adet upregüle olmuş protein tespit edilmiştir. Bu proteinler moleküler fonksiyonlarına göre gruplandırıldığında, sürekli ekspresyon gösteren proteinlerin RNA bağlanması, transferaz, hidrolaz ve oksidoredüktaz fonksiyonları olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum, AKG'nin metabolik aktiviteler, enerji üretimi, stres karşı direnç ve büyüme düzenlemesi üzerinde etkisi olduğunu düşündürmektedir. Alfa, alfa-trehaloz-fosfat sentazi, AP-1-benzeri transkripsiyon faktörü gibi yaşlanma ve stress direncini olumlu yönde etkileyen proteinler AKG uygulanmasının sonucunda upregüle olmuştur. Fakat, önceki Drosophila melanogaster, fare, ve insan üzerine yapılan genomik çalışmalarında otofaji ve mTOr gibi yaşlanma alakalı genler tespit edilmesine rağmen bizim proteomik çalışmamızda bu tür genlere rastlanmamıştır.
  • Master Thesis
    MikroRNA-142'nin Melanom Tümör Bağışıklığı Üzerindeki Rolünün İncelenmesi
    (2025) Kayacan, Hilal; Ekiz, Hüseyin Atakan
    MikroRNA'lar (miRNA'lar), gen ekspresyonunu post-transkripsiyonel düzeyde kontrol eden kısa, kodlamayan RNA molekülleridir ve genellikle hedef mRNA'ların 3′ UTR bölgelerine bağlanarak bu işlevi yerine getirirler. Bu etkileşim, proliferasyon, migrasyon, homeostaz ve apoptoz gibi temel hücresel işlevlerin düzenlenmesine yardımcı olur. Bu işlevlerin ötesinde, miRNA'lar bağışıklık düzenlenmesi, tümör progresyonu ve tümör mikroçevresinin modülasyonunda da rol oynarlar. Melanom, çok hızlı ilerleme eğilimi gösteren oldukça agresif bir cilt kanseri türüdür. Araştırmalar, belirli mikroRNA'ların tümör büyümesini ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini etkileyerek melanom gelişiminde rol oynadığını göstermektedir. Biyoinformatik analizler, melanom ve sağlıklı doku hücreleri arasında belirli miRNA'ların ekspresyon seviyelerinde önemli değişiklikler olduğunu ortaya koymakta ve bu moleküllerin tümör biyolojisindeki önemini vurgulamaktadır. Biyoinformatik analizimizde, melanomda CD8, interferon-gamma (IFNG) ve granzyme B (GZMB) gibi anti-tümör bağışıklık belirteçleri ile pozitif korelasyon gösteren miRNA'lara odaklandık; bu miRNA'ların bazılarını tümör progresyonu ve immün kaçış mekanizmalarında fonksiyonel olabileceği varsayımıyla inceledik. MiRNA-142, intratümoral bağışıklık belirteçleriyle güçlü ilişkileri sayesinde dikkat çeken bir aday olarak öne çıktı. MiRNA-142 üzerine yapılan çalışmalar sınırlı olup, genellikle uveal melanom üzerine yoğunlaşmış durumdadır; bu nedenle kutanöz melanom bağlamındaki rolü büyük ölçüde keşfedilmemiştir. Bu çalışma, hem fonksiyon kaybı (loss-of-function) hem de fonksiyon kazancı (gain-of-function) yaklaşımları kullanarak miRNA-142'nin kutanöz melanomdaki fonksiyonel rolünü araştırmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, miRNA-142'nin hücresel işlevler üzerindeki etkisi in vitro çalışmalarla, tümör immün mikroçevresindeki rolü ise wild-type fareler kullanılarak yapılan in vivo deneylerle değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Tay-sachs Hastalığı Fare Hücrelerinde MiRNA'ların Biyolojik Rolünün Araştırılması
    (2025) Kaya, Beyza; Seyrantepe, Volkan
    Tay-Sachs hastalığı, HEXA geminin mutasyonu ve β-N-asetilheksosaminidaz A enzim eksikliğine bağlı bir lizozomal depo hastalığıdır. GM2 gangliozidinin lizozomal birikimi ve bozulmuş otofajik akış daha önce Tay-Sachs hastalığı fare modeli olan Hexa- /-Neu3-/-'de bildirilmiştir. Birkaç tedavi stratejisi araştırılmış olsa da Tay-Sachs hastalığı için küratif bir tedavi yoktur. ML-SA1 bir lizozomal kalsiyum kanalı agonistidir ve otofaji ve ekzositozu indükleme yeteneği çeşitli hastalıklarda bildirilmiştir. miRNA'lar, gen ekspresyonunu transkripsiyon sonrası düzenleyen kodlamayan küçük RNA'lardır. miRNA'ların düzensiz ekspresyonları birkaç lizozomal depo hastalığı için incelenmiştir. Ancak, Tay-Sachs hastalığında kapsamlı miRNA profillendirmesi ve ML-SA1 tedavisi hakkında bir çalışma yoktur. Bu çalışmada ML-SA1 ile tedavi edilmiş ve edilmemiş koşullarda Hexa-/-Neu3-/- fibroblastları ve nöroglialarının kapsamlı miRNA profillerini belirleyerek hastalık patolojisiyle ilişkili spesifik miRNA'ları tanımlamak ve ML-SA1'in lizozomal ekzositoz ve bozulmuş otofaji üzerindeki etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Buna göre, yeni nesil dizileme ile birlikte enzim aktivite analizi, otofaji ve ekzositoz belirteçlerinin protein ve gen ekspresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, ML-SA1 lizozomal ekzositozu artırmış ve otofajiyi indüklemiştir. Ancak otofajik temizlenme gözlemlenmemiştir. ML-SA1 uygulanmamış Hexa-/-Neu3-/- fibroblastlar ve nöroglialarda mmu-miR-672-5p ve mmu-miR-5624-3p, WT kontrollerine kıyasla önemli ölçüde yukarı regüle edilirken, mmu-miR-6940-3p önemli ölçüde aşağı regüle edilmiştir. ML-SA1 tedavisi üzerine, WT hücrelerine kıyasla mmu-miR-375-3p her iki hücre tipinde de önemli ölçüde yukarı regüle edilirken mmu-miR-7091-5p önemli ölçüde aşağı regüle edilmiştir ve mmu-miR-672-5p'nin yukarı regülasyonu etkilenmemiştir. Bu bulgular lizozomal kalsiyum modülasyonunun hastalık koşulları altında miRNA regülasyonunu belirgin şekilde etkilediğini göstermektedir.